Sosyolojinin isim babası ve Pozitivizmin kurucusu kabul edilen Auguste Comte insanlık tarihini üç döneme ayırır. Ona göre, sosyolojinin kullanacağı metot gözleme ve tüme varıma dayanan bir metot olmalıdır. Bu teoriye göre, insanlar kendilerini çevreleyen dünyayı anlama ve açıklama çabaları boyunca ardarda gelen üç tavır içinde olmuşlardır :

Teolojik Çağ : Comte, bu dönemi kendi içinde ve zaman sırasına göre Fetişizm, Politeizm ve Monoteizm diye üç safhaya ayırır. Ancak bütün bunların ortak yanı, insan zekâsının bu aşamalarda mutlak bilgiye yönelmesidir. Farklı olgular insan tarafından tabiat üstü varlıkların etkisiyle açıklanır ve bu varlıkların mücadelesine bağlanır. Bu dönemde sosyal üstünlük, din adamlarındadır.

Metafizik Çağ : Bu dönemde tabiat üstü etkenler, yerini soyut kuvvetlere bırakmıştır. İlk nedenlerin yerini daha genel nedenler almıştır. Bütün gözlenen olaylar kendiliklerinden meydana gelebilecek güçte kabul edilir. Gözlenen olayların açıklaması, her olayı uygun bir töze bağlayarak olur. Devletin hayatında ise, dogmatizm hâkimdir.

Pozitif Çağ : Bu çağda insan zekâsı, “mutlak” ı bulmanın ne kadar imkânsız olduğunu anlamıştır. Evrenin nereden gelip nereye gittiğini ve olayların iç sebeplerini aramaktan vazgeçmiştir. Muhâkeme ve gözlem yardımıyla olayların gerçek kanunlarını yani değişmez devamlılık ve benzerlik münasebetlerini bulmaya yönelmiştir. Comte’a göre bu çağın temel karakteristiği, tabiat bilimlerinden fiziği andıran yeni bir ilmi disiplinin doğmuş olmasıdır. O, bu ilme ad olarak “sosyal fizik” veya “sosyoloji” adlarını teklif etmektedir.

Comte’a göre pozitif ilim çağına giren insan, bütün tabiat olaylarını deney ve gözlem yoluyla anlamakta, açıklayabilmektedir. Beş duyu ile idrak edilen tabiatın ve tabiat olaylarının dışında, insanın kavrayabileceği bir gerçek yoktur. “Ben nereden geldim, nereye gideceğim?” tarzında düzenlenen, ilk sebebi (yaratıcı) ve son gâyeyi vurgulayan soru, pozitif ilim devresindeki insanın sorusu değildir. Bu problem, tabiat olayları hakkında doğru ve yeterli bilgisi olmayan bundan önceki insanların sorusuydu. Ona göre problemin çözümünde ne materyalistlerin ne de, Allah’a inananların ortaya koyduğu fikirler doğru değildir. Auguste Comte, pozitif ilime sığınarak hem felsefeyi (dolayısıyla materyalist felsefeyi) hem de dini inkâr etmiştir. Ancak onun izahları da, felsefeden başka bir şey değildir. Dini, insanlık tarihinin belli bir merhalesine ait ve fonksiyonunu yitirmiş bir olay olarak gören Auguste Comte’un hayatının sonlarına doğru, kendisinin sistemleştirdiği pozitivizmle çelişen bir “insanlık dini”peşinde koşması, pozitivist din anlayışının geçersizliğini ortaya koyan bir durumdur.

Yirminci yüzyıl pozitivizmi, bilim ve teoloji alanlarının ayrılmasında ısrar etmektedir. Kuramların, deneysel ve toplumsal olarak test edilebilirliği özelliğine dikkat çeken,  pozitivistler, bilimi yegane rasyonel ve nesnel bilgi edinme yolu olarak benimsediler. Onlar teolojik iddiaların bilimin metotlarına uymakta başarısız olduğunu, bu sebeple de aslâ herhangi bir meşru bilgi ortaya koyamadığını savundular. Pozitivistlere göre sadece deneysel konular, anlamlı bir dil için referans noktaları sağlar. Din dili ise ekseriyetle (Tanrı, rûh ve ölümsüzlük gibi) deneysel olmayan konulardan söz ettiği için pek çok pozitiviste göre, bilişsel açıdan anlamsızdır.