HOŞGELDİNİZ!.
Ender Varol - Sitenin Kuruluş Tarihi: 2009

KAN.

Kan

Vikipedi, özgür ansiklopedi
 
Atla: kullan, ara
İnsan kanında:
a – Alyuvar; b – Nötrofil;
c – Eozinofil; d – Lenfosit.
Bir Taramalı elektron mikroskobu'ndan alınan alyuvar, trombosit ve akyuvar görüntüleri.
Kan dolaşımı:
Kırmızı : oksijenli
Mavi : oksijenden arındırılmış.
İnsan kanının 600 kez büyütülmüş görünümü.
Kurbağa kanının 600 kez büyütülmüş görünümü.
Balık kanının 600 kez büyütülmüş görünümü.

Kan, atardamar, toplardamar ve kılcal damarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları) meydana gelmiş kırmızı renkli hayati bir sıvıdır. Kana latincede hema, kanı inceleyen bilim dalına ise hematoloji denir. Bu sözcükler eski Yunanca'da kan sözcüğünü karşılayan haimadan türetilmiştir. Kolloit bir madde olup homojen görünse bile, heterojen bir karışımdır. Normal bir erişkinin vücut ağırlığının ortalama 1/13'ünü oluşturmaktadır.

Konu başlıkları

 [gizle

Kanın yapısı [değiştir]

Damarlar içinde sürekli hareket hâlinde canlı bir sıvı olan kan, plazma ve şekilli elementlerden (kan hücreleri) oluşur.

Plazma [değiştir]

Toplam kan hacminin %55'ini plazma oluşturur. Kanın, kan hücreleri dışında kalan sıvı kısmına plazma denir. Plazmanın %90- 92'si su, geri kalan bölümü ise organik ve inorganik maddeler olan plazma proteinleri, aminoasitler, karbonhidratlar, yağlar, hormonlar, üre, ürik asit, laktik asit, enzimler, antikorlar, sodyum, potasyum, iyot, demir, bikarbonat vb. elementlerden oluşur. Bu maddeler plazma ile dokuların ilgili yerlerine taşınmaktadır.

İçine antikoagülan (kanın pıhtılaşmasını önleyen madde) ilave edilmiş bir tüpe kan alınıp tüp alt üst edilirse, antikoagülan madde kandaki kalsiyumu bağlayarak pıhtılaşmayı önler. Antikoagülanlı kan bir süre bekletilirse kan hücreleri tüpün tabanına çöker, üste sarı renkli bir sıvı ayrılır. Bu sıvıya plazma adı verilir. Sadece kan tüpe alınıp bir süre bekletilirse kan hücreleri tüpün tabanına çöker, üstteki sarı renkli sıvı ise serumdur. Plazma ile serum arasındaki en büyük fark; serumda fibrinojenin bulunmamasıdır. Bu nedenle seruma fibrinojensiz plazma da denir.

Plazma proteinleri [değiştir]

Plazmanın, organik maddelerinin büyük bir bölümünü plazma proteinleri oluşturur. Bu proteinler; albumin, globulin ve fibrinojen'dir. Plazma proteinleri 100 gr.kanda 7- 8 gr. kadardır ve çoğu albumindir. Plazma proteinleri karaciğer tarafından sentezlenir.

  • Albumin : Oluşturdukları ozmotik basınç ile plazmada suyu tutarlar ve plazmadaki suyun damar dışına kaçmasına engel olur.
  • Globulinler : Alfa, beta, gama globulinler (immunoglobulinler) olmak üzere 3 gruba ayrılırlar. Vücudun enfeksiyonlarına karşı korunmasında ve bağışıklığı sağlamada rol alırlar.
  • Fibrinojen : Kanama durumunda kanın pıhtılaşmasında rol alır.

Kan hücreleri (Şekilli elementler) [değiştir]

Kan hücreleri, kanın plazma dışında kalan kısmıdır. Kan hacminin yaklaşık %45'ini oluşturur. Kan hücrelerinin, sıvı kısım olan plazmaya oranına hematokrit denir. Kan hücreleri eritrosit, lökosit ve trombosit olarak adlandırılır.

Eritrositler (Alyuvarlar) [değiştir]

Eritrositler nükleus (çekirdek) içermeyen, oksijen taşıyıcı protein olan hemoglobin ile dolu kan hücreleridir. Normal şartlarda kesinlikle dolaşım sistemi dışına çıkmazlar. Normal bir eritrosit hücresi bikonkav (her iki tarafından basık) disk şeklindedir. Bu şekilde olması eritrositlerin yüzey hacim oranının fazla olmasını sağlayarak gaz alışverişini kolaylaştırır. Eritrositler oldukça esnektir. Bu özelliklerinden dolayı düzensiz şekillere uyum sağlayarak çok küçük çaplı kılcal damarlardan geçebilirler.

Eritrositlere kırmızı rengini veren taşıdıkları hemoglobindir ve hücre ağırlığının 1/3'ünü oluştururlar. Hemoglobin 4 demir ve bir globin molekülünden oluşur. Normal değeri 100 ml kanda 12- 13 gramdır. Oksijen, hemoglobindeki demire bağlanarak taşınır. Karbondioksit ise hemoglobinin amino grubuna bağlanarak taşınır.

Eritrositlerin 1mm3 kandaki sayısı erişkin bir erkekte 4,5- 6 milyon, erişkin bir kadında ise 4- 5 milyon arasındadır. Eritrosit sayısının normalden fazla olması durumuna polisitemi (poliglobuli) adı verilir. Eritrosit sayısının veya hemoglobin miktarının normalden düşük olması durumu ise anemi olarak adlandırılır.

Eritrositlerin görevleri [değiştir]
  • En önemli görevi yapılarındaki hemoglobin sayesinde oksijen ve karbondioksiti taşımaktır. Hemoglobin oksijeni bağladığında oksihemoglobin, karbondioksiti bağladığında ise karboksihemoglobin (karbaminohemoglobin)e dönüşür. Bu tür bağlanmalar geri dönüşümlü olup tekrar ayrılma söz konusudur.
  • Eritrositler hemoglobin aracılığıyla asit baz dengesinin düzenlenmesini sağlar.
  • Eritrositlerin hücre zarında bulunan antijenler (aglütinojenler), kan grubunu belirler.
Eritrositlerin yapımı (eritropoezis) ve yıkımı [değiştir]

Eritrositler fetal hayatın 3. ayından 5. ayına kadar dalak ve karaciğerde yapılır. Fetal hayatın yarısından sonra alyuvarlar esas kan yapıcı organ olan kemik iliği tarafından yapılmaya başlanır ve hayat boyunca kemik iliği alyuvar yapımına devam eder. Eritrositler en çok sternum, kostalar, pelvis, ekstremite kemiklerinde bulunan kırmızı kemik iliklerinde yapılır. Organizmada eritrosit yapımı böbrekler tarafından sentezlenen eritropoetin denen madde tarafından düzenlenir. Hipoksi (dokularda oksijen yetmezliği) eritropoetin maddesinin yapımını artırır. Bu madde de kemik iliğine daha fazla eritrosit üretilmesi için uyarı gönderir.

Eritrositlerin yaşam süreleri 120 gündür. Bu süreyi dolduran eritrositler dolaşımdan uzaklaştırılır. Her gün eritrositlerin %1 kadarı yenilenir. Yaşam süresi dolan eritrositler, dalak ve karaciğer tarafından parçalanır. Bu parçalanma sırasında, eritrosit hücresinde bulunan hemoglobin serbest kalır. Sonraki birkaç saat içinde makrofajlar (savunma hücreleri) hemoglobinden demiri ayıklar ve kanda taşıyarak ya yeni alyuvar yapımı için kemik iliğine ya da diğer dokulardaki demir depolarına götürür. Hemoglobin molekülünün geri kalanı ise karaciğerde bilirubine dönüştürülür.

Trombositler (Kan Pulcukları, Plateletler) [değiştir]

Kan hücrelerinin en küçüğüdür. Trombositler, eritrositler ve lökositler gibi kemik iliğinde yapılır. Elektronik kan sayacı çıktılarında PLT ya da PLATELETS şeklinde belirtilir. Sayıları 1mm3 kanda 150- 300.000 civarındadır. Kanda trombosit sayısının artması tablosuna trombositoz, azalması tablosuna ise trombositopeni (trombopeni) adı verilir. Trombositopeni durumunda kanamaya eğilim artar, kanama ve pıhtılaşma zamanı uzar. Trombositler yaklaşık olarak 4 günde bir yenilenir. Trombositlerin görevleri ise kan damarlarının duvarı, bütünlüğü bozulan yerde birikir ve damar duvarına yapışarak tıkaç oluşturmaktır. Ayrıca trombositler, pıhtılaşma mekanizmasını başlatan tromboplastin enzimini üretir.

Lökositler (Akyuvarlar) [değiştir]

Lökositler vücudun savunma sisteminde rol alan hareketli kan hücreleridir. pigment kapsamadıklarından bunlara beyaz kan hücreleri de denir. Lökositler alyuvarlara göre daha büyük ve çekirdeklidir. Akyuvarlar, damar duvarının aralıklarından çok daha büyük olmalarına rağmen hücrenin pseudopod (yalancı ayak) adı verilen kısmı, kılcal damarın endotel (epitel) hücreleri aralığına sokulur ve diğer kısımları incelerek aralıktan geçer.

Normal koşullarda lökosit sayısı 1mm3 kanda 4000- 10.000'dir. Ortalama 6000- 7000 olarak kabul edilir. Klinikte sayıları 4000'den az bulunursa lökopeni, 10.000'den fazla bulunursa lökositoz olarak adlandırılan durum meydana gelir.

Lökositlerin görevleri [değiştir]
  • Lökositler, çeşitli yollarla vücuda giren mikroorganizmaları, ölü doku atıklarını, yabancı partikülleri ya fagosite ederek ya da ürettikleri antikorlarla ve duyarlı lenfositlerle harap ederek ortadan kaldırmaya çalışırlar.
  • Doku aralıklarına diapedez (diapedesis) ile girer. İnflamasyonlu dok bölgelerine kemotaksi (kemotaksis) ile hareket eder. Fagositoz işlemi ile mikroorganizmaları ve yabancı maddeleri sindirir ve yok eder. Diapedesis; lökositlerin (özellikle nötrofiller ve diğer granülositler), kılcal damarların endotel hücrelerinden dokuya geçmesi ve sızmasıdır. Kemotaksis; lökositlerin dokulardaki bazı kimyasal maddelere doğru hareket etmesidir. Fagositoz ise lökositlerin yabancı maddeleri yutarak etkisiz hâle getirmesidir.
Lökositlerin yapımı [değiştir]

Lökositler; kemik iliği, lenf bezleri, dalak, timüs, bademcik gibi lenfoid organlar tarafından yapılır. Lökositlerin bir kısmı kemik iliğinde depo edilir ve ihtiyaç olduğunda dolaşıma verilir. Akut enfeksiyonlarında kandaki lökositlerin sayısı hızla artabilir ve normal sayının birkaç katına ulaşabilir. Bu olay kemik iliğinde depo edilmiş lökositlerin dolaşım kanına girmesi ile olmaktadır. Lökositlerin kandaki ömürleri 1-2 saat (granülositler) ile 100-200 gün (lenfositler) arasında değişmektedir. Enfeksiyon durumunda ise 2- 3 saatten birkaç güne kadar olabileceği saptanmıştır.

Lökositlerin Sınıflandırılması [değiştir]

Lökositler sitoplazmalarında granül olup olmamasına göre; granülositler ve agranülositler olarak 2 gruba ayrılırlar.

  • Granülositler : Yapılarında granül bulundururlar. Bu lökositlerin sitoplazmalarında boyanabilen tanecikleri vardır. Kırmızı kemik iliğinde yapılır. Bunlar nötrofiller, eozinofiller ve bazofiller olmak üzere 3 çeşittir.
    • Nötrofiller : Tüm lökositlerin %62'sini oluşturur. Çekirdekleri parçalıdır. Nötrofillerin en çnemli özelliği fagositoz yapabilmeleridir. Fagositoz yetenekleri en güçlü olan granülositlerdir.
    • Eozinofiller : Tüm lökositlerin %2- 3'ünü oluştururlar. Çekirdekleri genellikle iki parçalıdır. Fagositoz yetenekleri nötrofiller ve monositlere göre daha azdır. Eozinofil granülleri histamin ve plazminojen içerir. Alerjik reaksiyonlarda, deri ve paraziter hastalıklarda eozinofillerin sayıları artar.
    • Bazofiller : Tüm lökositlerin %0,4'ünü oluşturur. Bazofiller vücutta küçük kan damarları boyunca çok sayıda bulunan mast hücrelerine benzer. Yapılarında bol miktarda antikoagülan bir madde olan heparin taşırlar. Bazofiller yapılarında heparinden başka histamin ve serotonin kan damarları aktivitesi üzerine etkili (vazoaktif) maddelerdir.
  • Agranülositler : Yapılarında granül bulundurmazlar. Bunlar monositler ve lenfositler olmak üzere 2 çeşittir.
    • Monositler : Tüm lökositlerin %5,3'ünü oluştururlar. Kırmızı kemik iliğinde üretilir. Diapedes ile dokular arasına geçer, burada gelişip büyüyerek doku makrofajları adı verilen hücreleri oluşturur. Yerleştikleri dokuya göre değişik isimler alır. Monositler ve makrofajlar da çok güçlü fagositoz yeteneğine sahip hücrelerdir.
    • Lenfositler : Tüm lökositlerin %30'unu oluştururlar. Kemik iliği, lenf bezleri, dalak, timüs ve bademcikler gibi lenfoid organlarda üretilir. Lenfositler, organizmayı bakterilere, virüslere, mantarlara, yabancı dokulara ve tümörlere karşı dirençli kılmak için çalışırlar. Fagositoz yetenekleri yoktur. B ve T olmak üzere 2 alt gruba ayrılırlar.
      • B lenfositler : Antijenlere karşı antikor veya immunoglobulinler adı verilen özel protein moleküllerini sentezler.
      • T lenfositler : Hem B lenfositlerin antikor üretimini düzenleyen hem de antijenlerle doğrudan savaşan hücrelerdir. Bu nedenle T lenfositlerin oluşturduğu bağışıklığa hücresel bağışıklık, B lenfositlerin oluşturduğu bağışıklığa ise humoral bağışıklık adı verilir.
Kanayan bir parmaktaki kan kapilleri.
Kan bağışı sırasında toplanan venöz kan.

Kanın görevleri [değiştir]

Kanın taşıma, düzenleme, savunma ve koruma görevleri vardır.

Taşıma görevi [değiştir]

  • Hücrelerin ihtiyacı olan oksijeni akciğerlerden dokulara, metabolizma sonucu oluşan karbondioksiti ise akciğerlere taşır.
  • Besin maddelerini, hormonları, enzimleri hücrelere götürmek ve metabolizma artıklarını hücreler arası sıvıdan alarak bunları vücut dışına atacak veya zararlı etkilerini ortadan kaldıracak organlara taşır.

Düzenleme görevi [değiştir]

  • Metabolizma sonucu meydana gelen ısıyı, bütün vücuda dağıtarak vücut ısısını düzenler.
  • Vücut sıvılarının pH dengesini ayarlar. Plazmadan karbondioksitin (asit) uzaklaştırılmasını sağlayan hemoglobin, plazmanın asit-baz dengesini ayarlamaya yardım eder.

Savunma görevi [değiştir]

  • Vücuda giren virüs, bakteri gibi yabancı maddeler kanda bulunan lökositler tarafından fagosite edilerek zararsız hâle getirilir.
  • Vücuda giren yabancı maddelere karşı antikor yapımı (humoral bağışıklık) ve yabancı hücrelerin tanınıp vücuttan atılması (hücresel bağışıklık) kan hücreleri tarafından gerçekleştirilir.

Koruma görevi [değiştir]

  • Kanın görevlerinden birisi de pıhtılaşma mekanizmasıdır. Pıhtılaşma mekanizması sayesinde hasara uğrayan bir damarda meydana gelebilecek olan kan kaybı en aza indirilmiş olur. Böylece kan kendi varlığını korumuş olur.

Kanama (Hemoraji) [değiştir]

Kanın yaralanma, zedelenme gibi herhangi bir nedenle damar dışına çıkmasına hemoraji denir. Vücuttaki kanın %20'sinden fazlası kaybedildiğinde hayati tehlike ortaya çıkar. Eğer kontrol altına alınmazsa şok ve ölüm gelişebilir. Kanamalar 2 şekilde sınıflandırılır.

  • Kanamanın meydana geldiği yere göre kanamalar : İç kanama ve dış kanama olarak ikiye ayrılır. İç kanama, vücut boşluklarına ve dokular arasına olan kanamadır. Dış kanama ise deri bütünlüğünün bozulması sonucu vücut dışına olan kanamadır.
  • Kanayan damarın cinsine göre kanamalar : Atardamar, toplardamar ve kılcal damar kanaması olarak üçe ayrılır. Atardamar (arter) kanamasında, kan parlak olup kırmızı renktedir ve kalp atımı ile eş zamanlı olarak fışkırır. Toplardamar (ven) kanamasında, kan koyu kırmızı renklidir ve devamlı akar. Kılcal damar (kapiller) kanamasında ise kan devamlı, yavaş ve sızıntı şeklinde akar.

Kanamanın durdurulması (Hemostazis) ve pıhtılaşma mekanizması [değiştir]

Kanamanın durdurulmasına hemostasis denir. Bir damar zedelendiği zaman sırasıyla aşağıdaki mekanizmalar gerçekleşerek hemostaz sağlanır.

  • Damar spazmı (Vazospazm veya vazokonstriksiyon)
  • Trombosit tıkacının oluşması
  • Kanın pıhtılaşması (Koagülasyon)
  • Fibröz doku oluşması (Kabuklaşma) ve pıhtının erimesi (Fibrinolizis)

Damar spazmı (Vazospazm veya vazokonstriksiyon) [değiştir]

Damar spazmı, damar yaralanmalarından sonra kanamayı durdurmak için devreye giren ilk mekanizmadır. Yaralanan kan damarının büzülmesinde trombositlerden salgılanan ve çok kuvvetli vazokonstriktör olan serotonin maddesi rol oynar. Vazokonstriksiyonla damar çeperi daralacağından, kan kaybı azaltılmaya çalışılır.

Trombosit tıkacının oluşması [değiştir]

Kan damarları zedelendiği zaman damar endoteli normal kayganlığını kaybeder. Bunun sonucunda dolaşımda dağınık olarak dolaşan trombositler bütünlüğü bozan kısma, üst üste yığılır ve damar çeperinin kollajen liflerine yapışarak (agregasyon) tıkaç oluşturur.

Trombositlerin bu özelliğini gösterebilmesi için ortamda kalsiyum ve magnezyum iyonları ile fibrinojenin de bulunması gerekir.

Kanın pıhtılaşması (Koagülasyon) [değiştir]

Kanamanın durdurulmasında en etkili olay pıhtılaşmadır. Plazma proteini olan ve eriyebilen özellikteki fibrinojenin, trombin tarafından ipliksi proteinlere dönüştürülerek fibrin hâline gelmesine pıhtılaşma denir. Fibrin, kan damarı duvarındaki hasar çok büyük ise 1- 2 dakika, küçük ise 15- 20 saniye içinde oluşur. Pıhtılaşmada sırasıyla gerçekleşen 3 mekanizma etkilidir.

  • Trombositler tarafından protrombin aktivatörü olan tromboplastinin salgılanması.
  • Oluşan tromboplastinin Ca++ iyonlarının beraberliğinde protrombinden trombin oluşturması.
  • Meydana gelen trombinin, fibrinojeni fibrin ipliklerine dönüştürmesi.

Sırasıyla gerçekleşen bu 3 mekanizma sonucunda, oluşan fibrin iplikleri, kan hücrelerini ve diğer maddeleri de içine alarak birbirine yapışır. Oluşan bu kitleye pıhtı adı verilir. Kan pıhtısı damarın zedelenen yerini kapatarak kanamayı engeller.

Trombinin ön maddesi olan protrombin bir plazma proteinidir. Protrombin, K vitamininin yardımı ile karaciğerde yapılır. K vitamini eksikliği protrombin yapımını engelleyerek, protrombin düzeyinin düşmesine ve kanamaya neden olur. Böylece kanama kolaylaşırken kanamanın durması da zorlaşır.

Kanın pıhtılaşmasında pıhtılaşma faktörleri adı verilen 13 faktör görev alır. Bu faktörlerden birinin eksikliği, kişilerde pıhtılaşma mekanizmasının yetersizliği durumu en ufak travma veya yaralanmalarda aşırı kan kayıplarına neden olmaktadır.

Fibröz doku oluşması (Kabuklaşma) ve pıhtının erimesi (Fibrinolizis) [değiştir]

Kanda pıhtı oluştuktan sonra pıhtı içinde bağ dokunun meydana gelmesi ya da pıhtının erimesi şeklinde iki olay gerçekleşir. Damarda hasar sonucu meydana gelen pıhtı küçük ise fibroblastların pıhtının içine girmesi ile fibröz bağ doku oluşur. Fibröz doku ile damarda yaralanma sonucu meydana gelen hasarlar kapatılır. Kan pıhtısı kütlesi büyük ise kandaki heparin aktif hâle gelerek pıhtının damar iç yüzeyine bölümünü eritir. Bu duruma fibrinolizis denir. Eğer pıhtının damar içinde fibrinolizis mekanizması olmasaydı, pıhtı damarı tıkayarak kan dolaşımını engellerdi.

Kan grupları ve Rh faktörü [değiştir]

Kanama neticesinde meydana gelen fazla miktarda kan kaybı ölüme sebep olur. Bu nedenle kan kaybı olan kişiye kan verilir. Kan verme işlemine kan transfüzyonu (kan nakli) denir. Kan transfüzyonu için alıcının ve vericinin kan grubunun Rh faktörü yönünden uygun olmayan kan nakli yapıldığında eritrositlerin hemolizi (parçalanması) sonucu aglütinasyon (çökmesi) denilen olay meydana gelir. Bu nedenle aglutine olan kılcal damarları tıkayarak ölümlere neden olur.

Kan grupları [değiştir]

Eritrositlerin hücre zarlarında bulunan glukoprotein molekülleri, eritrositlere antijenik özellik kazandırır. Kan gruplarının sınıflandırılması eritrositlerin zarlarında bulunan tip A ve tip B olmak üzere iki antijen (aglutinojen) bulundurmalarına göre yapılır. Yapılan bu sınıflandırmaya göre A, B, AB ve 0 olmak üzere 4 esas kan grubu vardır.

  • A Grubu : Eritrositlerinde A antijeni mevcut olan kan grubudur.
  • B Grubu : Eritrositlerinde B antijeni mevcut olan kan grubudur.
  • AB Grubu : Eritrositlerinde A ve B her iki tip antijen mevcut olan kan grubudur.
  • 0 Grubu : Eritrositlerinde A ve B antijenlerinden ikisini de içermeyen kan grubudur.

Plazmada, eritrositlerde bulunan A ve B antijenlerine reaksiyon verebilecek maddeler bulunur. Plazmada bulunan bu protein yapısındaki maddelere antikor (aglütinin) denir. Bu antikorlar yabancı antijenlere karşı bağışıklık yanıtının bir parçasıdır. A antijeninin antikoru anti- A veya alfa, B antijeninin antikoru ise anti- B veya betadır. Yenidoğanda, plazmadaki aglütinin miktarı sıfıra yakındır. 2- 8 ay sonra bebek, aglütinin yapmaya başlar.

  • A kan grubunda anti- B antikoru,
  • B kan grubunda anti- A antikoru,
  • 0 kan grubunda her iki anti- A ve anti- B antikoru bulunurken;
  • AB kan grubunda ise hiç antikor bulunmaz.

Yanlış kan transfüzyonu yapıldığında alıcının plazmasındaki antikorlar, vericinin eritrositlerindeki antijenler ile etkileşir ve sonuçta eritrositler hemoliz olur. Oluşan eritrosit kümeleri kılcal damarları tıkayabilir. Ayrıca hemoliz sonucu artan bilirubin sarılığa neden olabilir. Bu nedenle kan kaybı olan kişiye, mutlaka kendi kan grubundan kan nakli yapılmalıdır.

Rh faktörü [değiştir]

Kan transfüzyonunda diğer önemli bir faktör, Rh faktörüdür. Rh faktörü eritrositlerde bulunan bir antijendir. Bu antijenik yapı ilk defa Rhesus cinsi bir maymunda saptanmıştır.

Rh antijenlerinin Rh faktörü olarak adlandırılan ve sık görülen 6 tipi vardır. Bunlar C, D, E, c, d ve e olarak adlandırılır. Bunlardan Tip D antijeni toplumda çok yaygındır ve diğer gruplara göre daha antijeniktir. Bu antijeni taşıyanlar Rh pozitif (+), taşımayanlar Rh negatif (-) olarak değerlendirilir. Beyaz ırkın yaklaşık %85'i Rh (+), %15'i ise Rh (-)'dir.

Rh (-) bir insan, Rh (+) kanla daha önce temas etmemişse Rh (+) kan transfüzyonu ani reaksiyona yol açmaz. Transfüzyonu izleyen 2- 4 hafta içinde yeterli miktara ulaşan anti- Rh antikorları hâlen kanda dolaşan transfüze eritrositlerin aglütinasyonuna yol açabilir. Bu hücreler daha sonra doku makrofaj sistemi tarafından yıkılır. Bu nedenle gecikmiş hafif bir transfüzyon reaksiyonu görülür.

Bazı insanların kanında A, B, O, Rh faktörleri dışında birçok antijenik protein bulunmaktadır. Bu faktörler nadiren de olsa kan transfüzyonu sırasında reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu faktörler bilimsel araştırmalarda ve hukuksal yönden önemlidir. Bu faktörlerden bazıları Lewis, P, MNS, Kidd, Kell, Duffy, Lutheran, Xg, Sid, Cartright, YK ve Chido Rodgers antijenlerini içerir.

Rh uyuşmazlığı [değiştir]

Rh uyuşmazlığı; Rh (-) anne ile Rh (+) babanın bebeklerinin kanında Rh antijeni (+) olduğunda ortaya çıkan durumdur.

İlk gebelikte anne ile bebek arasındaki Rh uyuşmazlığı, bebeğe zarar verecek ölçüde anne kanında anti- Rh antikoru yapılamadığından bir problem oluşturmaz. İkinci Rh (+) bebeklerin %3'ü, üçüncü bebeklerin %10'u eritroblastosis fetalis denilen tablonun bulgularını taşır; izleyen gebeliklerde sıklık giderek artar.

Annede gelişen anti- Rh antikorları plasenta membranı yoluyla yavaş olarak fetüs kanına difüze olur ve fetüsün kanında aglütinasyon yapar. Aglutine eritrositler daha sonra hemolize uğrar ve hemoglobin serbestleşir. Makrofajlar hemoglobini cildin sararmasına yol açan bilirübine çevirirler. Oluşan antikorlar vücudun diğer hücrelerine saldırıp onlara da zarar verebilir. Sarılık gelişen eritroblastosisli yenidoğan, genelde doğum sırasında anemiktir ve anneden gelen anti- Rh aglutininler bebeğinkanında 1- 2 ay daha dolaşıp daha çok sayıda eritrositin yıkımına yol açar.

Fetüs vücudunda eritrositlerin yıkımına tepki olarak eritrosit yapımı hızlanır ve olgunlaşmamış eritrositler (eritroblastlar) fetal dolaşıma geçer. Eritroblastların fetal dolaşımda aşırı miktarda bulunması durumuna eritroblastosis fetalis denir. Hastalığın ölüm nedeni anemidir.

Rh uyuşmazlığına bağlı bu durumu önlemek için anneye ilk doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde Rho- Gam (Anti- D gamaglobulin) uygulanırsa plasenta yoluyla anneye geçen antijenleri antikor oluşturmadan dolaşımdan uzaklaştırarak ikinci bebekteki risk önlenmiş olur.

Kaynakça [değiştir]

"Vücut sıvıları, elektrolitleri ve kan modülü".

İlgili makaleler [değiştir]

Commons-logo.svg
Wikimedia Commons'ta
Kan ile ilgili çoklu ortam belgeleri bulunmaktadır.

 


ziyaretçinin IP adresini gösterir:54.158.55.5 ziyaretçinin tarayıcısının ne olduğunu gösterir: CCBot/2.0 (http://commoncrawl.org/faq/) ziyaretçinin hangi alt sayfada olduğunu gösterir: //hasanorenmaden.tr.gg/KAN-.-.htm alt sayfanın başlığını gösterir: KAN. en son görülen web sitesinin alanını gösteren haneyi gösterir (für frame yönlendirmesi mevcut olan sayfalarda etkilidir: sayfanın bugünkü tıklanma sayısını gösterir: 150 sayfanın bugünkü ziyaretçi sayısını gösterir: 33 sayfanın toplam tıklanma sayısını gösterir: 305535 sayfanın toplam ziyaretçi sayısını gösterir: 111218 ziyaretçinin bulunduğu "ülke kodunu" gösterir. Almanya'da bulunan bir ziyaretçinin "ülke kodu" mesela "de"dir: us ziyaretçinin bulunduğu ülkenin büyük boy bir resmini gösterir.: us Copy and WIN : http://ow.ly/KNICZ