HOŞGELDİNİZ!.
Ceyhan Varol - Sitenin Kuruluş Tarihi: 2009

ÖMÜR BOYU SADECE BİR ERKEĞE AİT OLDUĞUNU HİSSETMEK.

 

ömür boyu sadece bir erkeğe ait olduğunu hissetmek

  1. yatak altında kalan saç tellerinizi, kirpiklerinizi aklından çıkaramayışını bir sebebe bağlayamayan, durmaksızın size dair anılarını zihninde güncelleyen bir erkek fikri ilk başta fazlasıyla feminen görünmekte. erkek karakterin sekonder seksüel özelliklerinden biraz uzak görünse de, ruhsal yakınlığın da verdiği etkiyle sizi kendine doğru çeken bir girdap, bir kara delik misali durmaktadır ihtişamlı bir şekilde. o noktada, bağıl yaşamaktan farklı olarak ruh temelli bir aidiyetten söz etmek olasıdır.

    aidiyet?
    güce değil varlığa, kontrole değil ruha teslim edebiliyorsanız kendinizi, karşınızdakini teslim alabiliyorsanız aynı zamanda, ruhen yaşanan bir aidiyetten bahsetmek çok saçma olmaz. içinde bulunduğunuz koşullardan bağımsız olarak huzur ve güveni bir arada hissedip, dokunmaya dahi ihtiyaç duymadan ikinci bedenin mevcudiyetinden haz alabiliyorsanız, biraradaki bedenler ve ruhların birbirlerine bağlanmışlığı vardır diyebilirim ben.

    tek bir erkek vardır aslında. diğer tüm erkekler, asıl erkeğin yapabildiklerini taklit etme yetilerine bağlı olarak puanlamadan geçen ve kopyalığı tescillenen silinmeye mahkum oyun karakterleridir. her karakter, asıl erkeğin çekmiş olduğu çizgiden dışarı adım atacağı ana kadar "farklı" sınıfı dışında olacak, asıl erkeğin arkasında bıraktığı boşluğu tamponlayan bir top sargı bezinden farksız bir mevkiye oturmuş bulunacaktır. asıl erkek; çevrenizde bulunan kırılmaz camdan duvarlarda bulunan gizli kapının anahtarını elinde bulunduran iki kişiden biridir(diğeri sizsiniz tabi ki). içeri birilerini alacaksanız, anahtarı kullanma yetkinize başvurur, asıl erkek kopyalarını içeri kısa bir süreliğine alır, asıl erkeğin yokluğuna lanet edercesine zamanınızı çarçur edersiniz.

    cam duvarın içinden bakıldığında dışı görünmez, dıştan ise içeriyi gözleyebilirsiniz. içerdeki bireyler, aslında ne olduklarının farkında olsalar da filmin hangi rolünü kaptıklarını bilmeden, repliklerini söylerler, rollerini oynarlar ve sözleşme bittiğinde de stüdyoyu terkederler.

    hepsi birer solist ise, asıl erkek assolisttir, birer aktör iseler asıl erkek başrol oyuncusudur. asıl erkeğin varlığına duyulan özlem, sahte duyguların "duygu"sıfatıyla ısıtılmasına ve pilav haline getirilmesine sebep olur.

    dokunmaya hasret bir kaynaşıklıkla geçen ömre okunan lanetlerin, geri dönüp bedene işkence etmesidir bu aidiyet duygusu belki de. lanetin izlerini ortadan kaldırmak için oyuna devam eder, assolistin sahneye çıkması ümidiyle beklersiniz yıllarca.
  2. (bkz: ömür boyu sadece bir kadına ait olduğunu hissetmek)
    (bkz: entry rezerve etmek)

    edit:

    evet, dün gece görüp de altına bir şeyler yazmak istediğim ve fakat bazı nedenlerden dolayı vakit bulamadığım başlık. işte tam da bu yüzden buraya bkz. verip 2. entryi rezerve ettiğim için kendimi tebrik etmek istiyorum öncelikle.

    her neyse konumuza dönelim...

    günümüzde hala bir çok kadında görülen bu gibi hislerin anlam kazanıp ilişkilerde prim yapıyor gibi görünmesinin nedeni, toplumun bu kadınları yüzeysel olmaya ve sorgulamamaya yönlendirmesi ve sorgulamayı da zaten erkeğin işi olarak kabul etmesinden kaynaklanmaktadır, ki kadınların psikolojik olarak hayata "güzel olmalısın, hoş görünmelisin, kafan önemli değil, beynini kimse .ikmek istemez. böylece bir gün yakışıklı, paralı hatta yakışıklı olmasa da paralı birini bulup evlenir gidersin. evin, araban olur, çocukların kolejlerde okur." şeklinde söylemler eşliğinde hazırlandığı düşünülürse zaten "birisi giderse, diğeri gelir." tavrını benimsemeleri de oldukça olağan bir durumdur. bu düşünce biçimine alışmış kadınlar da sonradan gerçekten de böyle birilerini bulur hemen sonrasında ise tencere-kapak ilişkisine benzer bir haldeki bu çiftler ortaya sağlıksız bir toplum oluşturmaya neden olabilecek bireyler dünyaya getirmek için evlenirler. ancak böyle bir ilişki türünü benimseyen bu kadınlarda bu hissin varlığı, sadece terkedilme ile ortaya çıkabilecek kısa zamanlı (yeni birini bulana kadar) bir yanılsama olarak kabul edilebilir. "her erkeğe gönül verilmez ama önüne çıkan ilk fırsata da hayır denmez." tavrı yüzünden de gerçekten yaşadıklarını söyledikleri bu "ömür boyu sadece tek erkeğe ait olduğunu hissedeceklerine dair olan öngörüleri" kısa zamanda bozulur. o "ömür boyu sadece bir erkeğe ait olduğunu hissetmek" kavramındaki erkek sürekli bir değişim gösterir ama yine de nasıl olduysa kadın hayatı boyunca hep tek bir erkeğe ait hissetmiştir kendini...

    ve fakat kendi doğasının farkında olan, bir erkekle beraber olmak için önce karşılıklı olarak doğal ve sürtünmesiz bir ortamda beyin orgazmları yaşamayı düstur edinen, sevdiği zaman hangi ebatlarda olursa olsun içinde barındırdığı sevgi yüzünden kendinden geçmeyip hayata inadına daha da sıkı bağlanan, geçmişte edindiği deneyimlerden sonra kazandığı tecrübelerini gerçekten sevdiği ve her türlü sorgulamaya rağmen sevmemesi için tek bir neden bile göremediği erkekle olan beraberliğinde kullanıp, hayatını anlamlı kılmaya yetebilecek günler zamanlar geçirebilir, geçirtebilir. bu kadın terkedilse bile bu hissi taşımayacaktır. hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürmeye elinden geldiğince çabalayacak, üstüne bir de her ilişkisinin kendine kattıklarını özümseyip yeni ilişkilere ve fakat yukarıda anlattığım submissive kadın tipinden farklı olarak yeni ilişkilere kolayca dalabilecektir... o bilir ki hiç kimse hiç kimseye ait değildir, olamazdır... insanların sadece bu yanılsamayı talep eden egoları vardır, gerçek insanlar bu tür hislerle ego tamir ve tatmin etmez, ettirmezdir.

    görüldüğü üzere ömür boyu sadece bir erkeğe ait olduğunu hissetmek de bir çok erkeğin aldatmacadan ibaret sandıkları bir durum olup onların sandığı gibi gerçekten de bir aldatmacadan ibarettir. evet haklısınız zira sorgulayan, kanımca günümüzün erdem anlayışının ifadesi olan objektivite ve empati gibi olguları içinde barındıran birey (kadın veya erkek hiç farketmez) "birine ait olma hissi"ni ilk ilişkilerinde başlarda deneyimsizliğinden dolayı yaşamış olsa da gerçeklerin farkına vardıkça siler, geçer. çünkü bilir ki gerçek bu değildir, yalanlardan bir hayat kurmak ise güçsüz olan ama cesaretiyle bunu kapamaya çalışan zavallılara özgüdür. tam tersini yani başlığın öngördüğü gibi hisseden kadınlar ise zaten kaale alınmayası bir durum yaşıyordur çünkü bu durumun hiç bir gerçekliği yoktur; adı üstünde "ömür boyu sadece bir erkeğe ait olduğunu hissetmek" gibi bir his farkındasızlığı içindedir...

    ayrıca tabii işin bir de bu gibi hislerin patriyarkal düzenin kadına dayattıklarından kaynaklanması gibi bir algı ve eleştiri düzeyi de vardır ki bu da apayrı bir konudur. bu durumdan da çoğunlukla ninelerimiz ve ailenin yaşı çoktan 70lere gelmiş kadın üyeleri muzdariptir. bu durumda da erkeğin, soyunun varisi olabilecek çocuğu doğurması için belirlediği ve başka hiç kimseyle beraber olmaması için bir kadın seçip evlenmek düşüncesine sahip bir varlık olması gerçeği gözümüze batar. günümüzde de modernlikten nasibini almış almış her erkeğin aklında ne kadar bu gibi kurumlara ayar verseler de, bu düşünce yatar çünkü erkeğin doğası budur, böyledir. bu durumda tabii sorgulamayan, conformist kadının toplumun baskısından ve yukarıda yazdığım yanlış yönlendirmelerden kaynaklanan duygusal açıkları düzen tarafından manipule edilmiş ve bu düşünce içine işleninceye kadar yüceltilip, itinayla sunulmuş ve kadınlar da bunu bir güzel yutmuştur. çünkü karşılığı büyüktür bunun. ömür boyu sadece bir erkeğe ait hissetmek kadınlığın şanındandır. kadın dediğin güçlü olur, sadece tek bir erkekle hayatını gerçirir. erkek onu dövse de, sövse de, sevse de bir şey değişmemelidir. kadın dediğin çocuklarının mutluluğu ve erkeğinin düzeni için hayatını yeri geldiğinde yoksayabilmelidir... erkek öldüğünde başka biriyle evlenilmez. ama erkek eşi öldüğünde hemen ertesi gün başka biriyle evlenebilir o erkektir. onun doğası budur. ama kadın sadıktır, güçlüdür. evet kadın dediğin böyledir!

    bu kadar şey yazdıktan sonra ise ilişkilere olan inancınız hala kalacak mı veya değişim korkunuz yüzünden anlamamakta inat eder misiniz bilemiyorum ama eğer varsa, o inancı bu gibi hisler temelli içinizde tutmanın bir alemi yok. inanın ki insan gerçeklerle de mutlu mutlu yaşayabiliyor... yaşadığı her yeni tecrübeden yeni anlamlar çıkarılabiliyor. geriye ise insanın ait olduğu/sahip olduğu tek şey kalıyor;

    ben'i...
  3. tek sebebi varsa o da daha iyisini bulamayacağına inanmaktır.
  4. öyle sandırılmıştır her genç kız. ve her geç kızın rüyasıdır.
    (bkz: cinderella kompleksi)
  5. esasinda her kadinin icten ice -keza erkeklerinde vice versa- omur boyu istedigi ve aradigi sey. oyle olmasa, her ardindan bi' ton sovulerek biten iliskiden sonra bi' kez daha denemezdi onca insan. "bu hissi istemiyorum" diyen dombilidir, taocudur...
  6. her kadının harcı değildir!..
    bir ömürlük, koşulsuz bir sevgidir sözü edilen. en mahremini onun karşısında savunmasız seriverirken ayaklarına, en doğal örtünü bile mahrem saymaktır diğerlerine. görünenin ötesinde düşünsel, bağımlılık raddesinde bağlılıktır adeta. onunla ya da onsuz, ona adanıştır bu dünyanın kanunlarına inat bir saflıkla...
  7. tatlı bir yanılsama. keşke olsa, olabilse..genel olarak tüm kadınların hayali.
  8. (bkz: evlilik)
  9. tarihte bir kadın vardır şu an adını hatırlayamadığım,söylediği cümleyi okuduğumda helal olsun dedirten;

    "sen şimdi gittin* sana ant olsun ki bu yataktaki yerinde asla başka bir çukurluk oluşmayacak"..ben enfes diyeceğim düşünceye,muhtemelen pek çoğu da salak.
  10. bu erkek ancak ölü bir erkek olabilir. bunun sebebi yarım kalan yaşanmamış bazı şeylerin kadin tarafından tamama erdirilmesi, kendi kafasinda yaşattığı şeye-ki bu yaşatılan imge hayatta olsa onu bok edecekti muhtemelen- bağlanması söz konusudur. en güzel yerinde biten şeylerin tadinin damakta kalmasindan, hatta bu tadin zamanla kivi gibi belirsiz bir tad vermesinden baska birsey degildir.

    bu aidiyet duygusunu silmek için illa ki yerini dolduracak başka bir erkeğin verlığı gerekmez. hayatinda gerçek aşkı yaşamış her insan aşkın ne olduğunu bildiği gibi içten içe, kendine bile itiraf etmese de, aslinda onun kendi elleriyle parlattığı bir tür sihirli lamba olduğunu da bilir.

    her insan öncelikle kendine aittir. daha da önemlisi kendine mecburdur**. masallara inanacak çağı da coktan geçmişsinizdir.
/10  DEVAMI İÇİN DİĞER SAYFAYA GEÇİNİZ!..

ziyaretçinin IP adresini gösterir:54.162.19.123 ziyaretçinin tarayıcısının ne olduğunu gösterir: CCBot/2.0 (http://commoncrawl.org/faq/) ziyaretçinin hangi alt sayfada olduğunu gösterir: //hasanorenmaden.tr.gg/-Oe-M-Ue-R-BOYU-SADECE-B%26%23304%3BR-ERKE%26%23286%3BE-A%26%23304%3BT-OLDU%26%23286%3BUNU-H%26%23304%3BSSETMEK-.-.htm alt sayfanın başlığını gösterir: ÖMÜR BOYU SADECE BİR ERKEĞE AİT OLDUĞUNU HİSSETMEK. en son görülen web sitesinin alanını gösteren haneyi gösterir (für frame yönlendirmesi mevcut olan sayfalarda etkilidir: sayfanın bugünkü tıklanma sayısını gösterir: 289 sayfanın bugünkü ziyaretçi sayısını gösterir: 61 sayfanın toplam tıklanma sayısını gösterir: 272910 sayfanın toplam ziyaretçi sayısını gösterir: 100695 ziyaretçinin bulunduğu "ülke kodunu" gösterir. Almanya'da bulunan bir ziyaretçinin "ülke kodu" mesela "de"dir: us ziyaretçinin bulunduğu ülkenin büyük boy bir resmini gösterir.: us Copy and WIN : http://ow.ly/KNICZ