HOŞGELDİNİZ!.
Ender Varol - Sitenin Kuruluş Tarihi: 2009

İNKARCILARIN ALLAH' A KARŞI MÜCADELE İÇİN ÇABA HARCAMALARI ALLAH' IN YARATTIĞI BİR MUCİZEDİR.

İnkarcıların Allah'a Karşı Mücadele İçin Çaba Harcamları Allah'ın Yarattığı Bir Mucizedir


Dünya hayatından mümkün olduğunca faydalanmaya çalışan iman etmeyen kişiler, neden imkanlarını dünya zevkleri için değil de, Müslümanlarla mücadele etmek için seferber ederler? 
İman etmeyenler bu dünya hayatına dair geçici zevklerden neden asla zevk alamazlar? 
Bu kişiler, kendilerine mutluluk vereceğine inandıkları her şeye karşı neden bir süre sonra öfke duymaya başlarlar? Eğer bir insan (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’ı inkar ediyor, Yaratılış’a inanmıyor, bu dünyanın bir sonunun olacağına ve ölüm ile birlikte yepyeni bir yaratılışla yaratılıp sonsuza dek var olacağı gerçeğine inanmak istemiyorsa o zaman bu insan, dehşetli ve ürkütücü bir bekleyiş içindedir. Ancak bu batıl inançtaki biri çoğunlukla bu durumun farkında değilmiş gibi görünmeye çalışır. Amacının dünyanın tadını çıkarmak olduğunu iddia eder. Yarını düşünmediğini, yalnızca anı yaşadığını savunur. Oysa bilinçaltında daima “yok olma”nın endişesi vardır. Mutlak varlığına inandığı bu dünya hayatı, gitgide kendisini terk etmektedir. Ölüm yaklaşmaktadır. Ölümün sonrasında ise, kendi batıl inancına göre, yalnızca bir yok oluş vardır. Bu, o kişi için gerçek anlamda dehşete düşürücüdür. 

Allah’ı inkar içinde olan bir insanın yaşadığı dehşet, yalnızca yok olma korkusu ile sınırlı değildir. Yaratılış’ı reddeden, her şeyin sözde tesadüflerle var olduğunu zanneden, dolayısıyla kendisinin de bu evrenin de başıboş olduğu yanılgısına inanan (Allah’ı tenzih ederiz) bir insan için her şey aynı şekilde dehşet vericidir. Ayaklarının altında içi kaynayan bir magmayı örten ince bir kabuk bulunmaktadır. Dünya ise uzay boşluğunun içinde büyük bir hızla dönüp durmaktadır. Eğer inandığı gibi her şey tesadüfi ise, dünyaya her an bir göktaşının çarpma ihtimali, her an derin ve büyük sarsıntılarla yeryüzünün tümünün yerle bir olma ihtimali kaçınılmazdır. Dünyada yaşamı elverişli kılan milyarlarca hassas ayar ve dengenin herhangi biri, herhangi bir şekilde ortadan kalkabilir. Dolayısıyla bu anlayıştaki bir insan için hemen her şey tehlikedir, bir dehşet sebebidir. Tesadüfen attığına inandığı kalbi, tesadüfen vücuduna besin taşıdığına inandığı damarları, tesadüfen gördüğüne inandığı gözleri her an tehlike altındadır. 

Bu insanlar, sahip oldukları tek şeyin bu dünya hayatı olduğuna inanan, ayette bildirildiği gibi “O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz.” (Müminun Suresi, 37) diyen kişilerdir. Bu çarpık mantığa sahip insanların inkarının amacı ise, her ne kadar dehşet ve korku içinde yaşıyor olsalar da, yalnızca dünya hayatından mümkün olduğunca faydalanabilmektir. Dolayısıyla böyle bir insanın, kendince yok olmadan önce, tüm imkanlarını başıboş zannettiği dünyada canlı kalabilmek için seferber etmesi ve yalnızca bu doğrultuda çaba göstermesi beklenir. Fakat öyle olmamaktadır. Bu insanların büyük çoğunluğu, imkanlarını hayatta kalabilmek veya dünya zevkleri için değil, Müslümanlarla mücadele için seferber ederler. Bu gerçekten de şaşılacak bir durumdur. Dünya hayatında edindikleri bütün görünürdeki gücü, parayı, imkanı, kısaca Allah’ın kendilerine verdiği her şeyi yalnızca (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’a ve din ahlakına karşı mücadele edebilmek, kendilerince Müslümanları güçsüz düşürebilmek ve akıllarınca onlara eziyet verebilmek için harcamaları hayret vericidir. 

Yüce Rabbimiz, bu gerçeği ayetleriyle haber vermiştir: 

“İnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir. De ki: “Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır. Şüphesiz, Bizim elçilerimiz, sizin ‘geliştirmekte olduğunuz düzenleri’ yazmaktadırlar.” (Yunus Suresi, 21) 

Zorluk anında Allah’ın kudretine sığınan inkarcılar, refaha erdiklerinde Yüce Allah’ın Kendi fazlından lütfettiği rahmetini kendilerinden zannedip, büyük bir akılsızlıkla refah ve güç sahibi olduklarına inanarak bütün enerjilerini Müslümanlara karşı mücadeleye yöneltmektedirler. Allah bu insanları, Müslümanların imtihanı için özel olarak yaratmıştır. Onların böyle yaratılmaları, Allah’ın varlığının delillerinden biridir. 

Yüce Allah İnkarcıların Bu Tutumunu Ayetlerle Haber Vermiştir 

Yüce Allah, Kuran ahlakına göre yaşamak istemeyen bazı inkarcıların mutlaka tüm güçlerini Allah’a ve Müslümanlara karşı mücadele için kullanacaklarını Kuran’da haber vermiştir. Bu ayetlerden bazıları şu şekildedir: 

“Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.” (Enfal Suresi, 36) 

“Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: “Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.” Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.” (Neml Suresi, 48-50) 

“Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah’a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.” (Fatır Suresi, 42-43) 

“Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, ‘batıla-dayanarak’ mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış?”(Mü’min Suresi, 5) 

“Ki onlar, Allah’ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu,) Allah Katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürler.” (Mü’min Suresi, 35) 

İnkarcılar Bu Hayata Dair Geçici Zevklerden Asla Zevk Alamazlar 

Yüce Rabbimiz Kuran’da, bu dünya hayatını, bir süs, geçici bir meta, kısa süreli bir yararlanma, bir oyun ve oyalanma konusu olarak yarattığını bildirir (Hadid Suresi, 20). Allah’ı ve ahireti inkar ederek yalnızca bu dünya için yaşadıklarını iddia eden insanların, ilk bakışta dünya hayatının süs ve geçici zevklerinden faydalandıkları, dünya hayatını arzuladıkları şekilde zevk ve mutluluk içinde yaşadıkları düşünülebilir. Oysa gerçekte durum hiç de böyle değildir. 

Dünyadaki hayatını anı anına yaşamak adına (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’ı inkar içinde olan insanlar için bu dünya, aslında korku ve dehşet yeridir. Bu insanlar yaşadıkları her an, bir gün yok olacaklarını düşünerek endişe içindedirler. Ölen bir sinek bile onlara eninde sonunda karşılaşacakları ölümü hatırlatır. Ölüm onlar için en dehşet verici olaydır. Çünkü onların düşüncesine göre, tek sahip oldukları dünya ellerinden gidecek ve varlıkları tamamen yok olacaktır. Böyle bir bilgiye sahip bir insanın yaşadığı andan zevk alabilmesi elbette mümkün değildir. 

Yok olup gideceğini düşünen bir insan, bu dünyada ona zevk vermesi gereken her şeyden aslında büyük bir huzursuzluk duyar. Kantar kantar altını olsa, buna sahip olmak da, bunları harcamak da mutlaka ona acı ve sıkıntı verecektir. Müzik dinlemek, yemek yemek, eğlence yerlerinde vakit geçirmek, tatile gitmek, seyahat etmek, bir lokantada arkadaşlarıyla vakit geçirmek, evlenmek, ev, araba, arsa vs satın almak, kısaca dünyada sahip olacağı her nimet, onu mutlaka rahatsız edecektir. Kendisinin tesadüfen meydana geldiğine ve her şeyin başıboş ve kontrolsüz olduğuna inandığı için, büyük bir sıkıntı ve kaygı içinde olur. Yok olma duygusu zaten tüm kaygıların üstündedir. Sadece bir an için bile, yok olup gideceğini aklına getirse, bu mutlaka mutlu olmasını engelleyecektir. Yaşadığı o anın, o hayatın hiçbir anlamı kalmayacaktır. Kendisine mutluluk vereceğine inandığı her şey, bu düşüncesiyle birlikte onu öfkelendirmeye başlayacaktır. Müzik onu kızdıracak, eğlence ortamları kızdıracak, mal biriktirmek kızdıracaktır. İnsanlara hava atmak için aldığı arabasına binmek, güzel bir manzara görmek, evi, evinin dekorasyonu, hatta eşi, çocuğu ve yakın akrabaları dahi onun için hep kızdırıcı, neşe kaçırıcı birer unsur haline gelecektir. İnandığı o sözde yok oluş anına her saniye biraz daha yaklaştığını bildiği için her geçen an onun için daha fazla korku, daha fazla kaygı ve daha fazla kızgınlık sebebidir. 

Yüce Rabbimiz, inkarcıların dünyaya ait zevklerini tüketirken aslında büyük bir sıkıntı içinde olduklarını bir ayette şöyle haber verir: 

“Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.” (Enam Suresi, 125) 

Diğer ayetlerde ise Rabbimiz, içinde bulundukları dehşet ve sıkıntı nedeniyle bu kişilere cehennem azabının bir kısmının dünyada yetişmiş olduğunu haber vermektedir: 

“Derler ki: “Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va’dolunan (azab) ne zaman?” De ki: “Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın) bir kısmı size yetişmiştir bile.”” (Neml Suresi, 71-72) 

Zevk ve mutluluk, ancak Allah sevgisi ile mümkün olur. Bir insan müzikten, insandan, çiçekten, güzel bir manzaradan, yaşadığı ortamdan, eğlenceden, dostluktan, alışverişten, sohbetten ancak içindeki iman neşesi ile zevk alabilir. Bütün bunların ona zevk verebilmesi için içinin rahat olması, vicdanının huzurlu olması şarttır. Kalbi ve vicdanı rahat olmayan bir insanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi, zevk alabilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. İman neşesi ise ancak Allah’ı çok seven, Allah’tan çok korkan, yaşadığı her anın Allah’ın lütfu olduğunu bilen bir insanın Allah’a karşı vicdanının rahat, içinin huzurlu olması ile mümkün olabilir. 

Aslında her insan bu bilince sahiptir. İnkar edenler de dahil her insan, vicdanına göre davranması gerektiğini çok iyi bilir. Vicdanın sesini Yüce Allah kendilerine ilham eder. Fakat bu insanlar, vicdanlarının sesine rağmen doğru olanı seçmediklerinden hiçbir zaman iç huzuruna ve mutluluğuna kavuşamamaktadırlar. Tam tersine yaşadıkları duygu, sürekli olarak korku, kaygı, endişe ve hüzündür. 

Dünya Hayatını Korku İçinde Yaşayan İnkarcıların, Allah’a ve Müslümanlara Karşı Mücadeleye Güç Bulabilmeleri Bir Mucizedir 

“İnsanlara, şiddetli bir sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman, ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir…” 
(Yunus Suresi, 21) ayetinde bildirildiği üzere, kendilerine nimet verilen inkarcılar hemen Allah’ın ayetlerine yönelik bir düzen kurmak, Müslümanları kendilerince güçten düşürmek için çaba gösterme peşine düşmektedirler. Diğer ayetlerde de görülebileceği gibi bu inkarcılar Hakka karşı büyük ve geniş çaplı bir mücadele içine girerler. Amaçladıkları gibi zevkleri peşinde koşacakları yerde, ayette “Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah’ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar...” şeklinde bildirildiği gibi, bütün maddi ve manevi olanaklarını Müslümanlara karşı kullanırlar. (Enfal Suresi, 36) Kendi akıllarınca Müslümanları yenilgiye uğratabilmek, Kuran ahlakının yeryüzüne hakim olmasını engelleyebilmek için en değer verdikleri dünyevi metalarını, mallarını, imkanlarını harcamaktan çekinmezler. Tek sahip olduklarının dünya hayatı olduğunu zannetmelerine rağmen sahip oldukları bütün vakitlerini Müslümanlara tuzak kurmak, onlara karşı entrika çevirmek için kullanmakta sakınca görmezler. Bütün enerjilerini, Müslümanlara karşı kötülük tasarlamakla geçirebilirler. İşte bu, gerçekten büyük bir mucizedir. 

Kuran ahlakına karşı mücadele eden bir insanın; 
Tüm bunlara gücünün yetmemesi; 
Yaşadığı bu sınırlı hayatta, bir gün mutlaka yok olacağı endişesi ile hiçbir zaman rahat olamaması; 
Sürekli içinde bu huzursuzluğu yaşadığı için Müslümanlara yönelik bir karşı çabaya girişememesi gerekir. 

İman etmediğinden, ahirete inanmadığından, Allah’a tevekkül etmediğinden ve bunların sonucunda sürekli korku ve tedirginlik içinde yaşadığından bu kişiden kendi canını kendince değerli görmesi beklenir. Dolayısıyla ölümden de şiddetle korkması beklenir. 

Elindeki yegane dünyevi değerlerini, parasını ve diğer imkanlarını Müslümanları güçsüz kılmaya çalışmak için harcamaması, entrika çevirmeye vakit ayıramaması, böylesine bir işe takat getirememesi gerekir. Böyle bir insandan beklenen zihnini uyuşturup kendince eğlenceye dalması, kalan vaktini kendini dünyevi zevklerle oyalayarak geçirmesidir. Fakat bunu yapamamaktadırlar. 

Çünkü Allah onları Müslümanlarla mücadele etmeleri için özel olarak yaratmıştır. Bu onların kaderlerindeki görevidir. Bu insanların bütün korkularına rağmen tüm dünyevi imkanlarını Allah’a ve Allah taraftarlarına karşı mücadele için harcamaları, Müslümanları yok etmek uğruna onlara karşı mücadeleye girmeyi göze almaları, Allah’ın onları imtihanın bir gereği olarak, özel bir yaratılışla yarattığının çok açık delilidir. Ayette bildirildiği gibi, bu özel yaratılışın bir gereği olarak Müslümanlara düzen ve tuzak kurmak, bu insanlara süslü-çekici gösterilmiştir: 

“... Hayır, inkar edenlere kendi hileli-düzenleri süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.” (Rad Suresi, 33) 

İnkarcıların Tuzakları Ne Kadar Büyük de Olsa Mutlaka Bozulacak Şekilde Yaratılmıştır 

“Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.”
 (İbrahim Suresi, 46) 

Yüce Allah’ın adetullahına göre, Allah dostu salih müminler her zaman güçlü ve üstündürler. İnkarcıların bilmedikleri en büyük sırlardan biri, hiçbir zaman Allah’ın taraftarlarını yenilgiye uğratamayacaklarıdır. İşte bu nedenle bu kişiler, istedikleri kadar kötü eylemler yapsınlar, istedikleri kadar karanlık planlar düzenlesinler, hiçbir zaman kendilerini bekleyen zorlu karşılıktan kurtulamayacaklardır. Elbette Allah onları her yönden sarıp kuşatmıştır. Tüm gücün sahibi Yüce Rabbimiz karşısında elbette ki acizdirler. İnkar edenler, Allah yolunda çaba gösteren Müslümanlara yaptıklarının karşılığını mutlaka alacaklardır. Allah ayetlerinde şöyle bildirir: 

“Artık ‘kötülüğü örgütleyip düzenleyenler’, Allah’ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah’ı) aciz bırakacak değildirler. Veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir. (Nahl Suresi, 45-47) 

Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. (Casiye Suresi, 21) 

Yüce Allah salih kullarını ise ayetlerde şöyle müjdeler: 

“Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.”(Nahl Suresi, 127-128) 

Sayın Adnan Oktar İnkar Edenlerin Dünyada Yaşadığı Manevi Azabı Anlatıyor 

SUNUCU:
 Hocam inkarcılar bu dünyada bu kadar yaptıklarına rağmen neden hemen cezalandırılmıyorlar? 

ADNAN OKTAR: İnkarcılar hemen cezalandırılırlar. Yani cezalandırıldıklarını sen fark edememiş olursun. İnkarcıya ilk gelen ceza, kalbinden sevgi alınır. Sevgi alındı mı, insan boş bir kütüğe döner. Yani en büyük cezalardan birisidir. Bütün hayatın heyecanı, elektriği, ruhu hepsi kesilir. Yani bir cihaz düşünün, şehir elektriği kesildiğinde nasıl oluyor. Hiçbir işe yaramıyor, ölür değil mi? Sevgi de kesildiğinde bir insan ölür, hiçbir şey kalmaz. Organizmaya dönüşür. Arkasından Allah endişeler verir. Endişeyle sen onu fark edemezsin. Sürekli kafasında kurar, tedirgindir. Kuran onu bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığını-rım. “Üzerine bir dalga gelir” diyor. “Onun üzerine bir dalga daha gelir” diyor. “Karanlıklar içindedir” diyor. Yani sen onun iç dünyasını bilemezsin, iç dünyasında çok çok rahatsızdır. Ama sezdirmez, o güler. Mesela diskoda gider, hoplar, bağırır, çağırır. 

Mesela ben bakıyorum o televizyon kanallarına, kameraya bakıp el sallıyorlar. Neşeleniyor gibi yapıyorlar. Mesela çok özür dilerim, bazen hissediliyor, gayri meşru kadınlar, orada kullanılıyor. Ama çok neşeli gibi gösteriyor kendisini. Halbuki onların aleminde muazzam bir ızdırap olduğu yüzlerinden anlaşılıyor. Ve acı çektikleri anlaşılıyor. Neşeli taklidi yapmak da çok acıdır. Yani o da ayrı bir beladır. Bakın neşesizlik, iç neşesinin gitmesi ayrı bir beladır. Neşesi olmayanın neşeli ve eğleniyor taklidi yapması da ayrı bir beladır. Fakat insanlar onların eğleniyor taklidi yapmasına aldanıyorlar. Diyorlar ki; “ne kadar güzel eğleniyor adam”. Ne kadar güzel oyun oynuyor. Eğlenme olmaz. Nasıl anlayabilirsin biliyor musun? Çok samimi olması için konuşabilirsin. Yani “hakikaten eğlendin mi” desen, gerçekten, hiç eğlenmediğini söyler. Ve rahatsızlıklarını söyler. Onlar bir de kaçınmazlar o tip şeylerden. Yani geneli açısından diyorum. Ama çok istisnai vakalar olabilir. Fakat geneli böyledir. Bir de ölüm korkusu ve yok olma korkusu içerisindedirler. Yani bu bir insan için tahayyül edilemeyecek bir ızdıraptır. Yok olma. Bakın bütün etrafındaki insanlar her şeyi bırakıp tamamen mutlak yok olacağına inanıyor. En büyük belalardan bir tanesidir bu ve acılardan bir tanesidir. O acıyı sezdirmeme sanatı var onlarda. O güçleri vardır. O yüzden fark edilmiyorlar. (Sayın Adnan Oktar’ın 1 Nisan 2010 tarihinde Kahramanmaraş Aksu TV’de canlı olarak yayınlanan röportajından) 

“Açık Aleni Belalar İmtihanı Kaldırır” 

“Allah bunlara bela verse o zaman da imtihan kalkar. Yani açık aleni beladan imtihan kalkar. Müslümana ve dinsize aynı hayat şartları varmış gibi görünmesi lazım. İmtihanın olması için. O zaman yani yüksek kişilikli insanların, vicdanlı derin insanların ortaya çıkması, seçilmesi mümkün olmaz. Bir de yüksek vicdanı orada harcanmış olur. Yani yüksek vicdanın anlamı kalmaz. Yüksek ahlaka sahip olmasının, yüksek ruha sahip olmasının anlamı kalmaz. İkisi de aynı hükümde olur. Yani kömürle elmas aynı hükümde kalır. Biri kömürdür, biri elmastır, hiç fark etmez. Ve bütün yeteneği ölmüş olur, Müslümanın yeteneğinin ortaya çıkması için, yüksek vicdanının, derinliğinin, Allah korkusunun, vicdanının bütün güzel yönlerinin ortaya çıkması için böyle bir ortama mutlaka ihtiyaç vardır. Yani akılcı düşündüğünde başka hiçbir yolun olmadığını anlarsın. Ancak bu ortamda insan kendisini gösterebilir.” (Sayın Adnan Oktar’ın 1 Nisan 2010 tarihinde Kahra-manmaraş Aksu TV’de canlı olarak yayınlanan röportajından) 

Müminlerin hiçbir olay karşısında hüzne kapılmamalarını sağlayan en önemli konulardan birisi, ahiretin varlığına kesin olarak iman etmeleri ve asıl olarak ahirete hazırlık yaparak yaşamalarıdır. Dünyanın çok kısa ve geçici olduğunu bilen, sonsuz ve mükemmel olan ahiret hayatını ümit eden bir insan için, nefsin üzüntüye teşvik ettiği dünya hayatına ilişkin konuların hepsi önemini yitirir. Hiçbiri, Allah’ın rızasının, sevgisinin, yakınlığının ve cennetinin üstünde değildir. Bu nedenle, bir müminin Allah’ın sevgisini, rızasını ve cennetini ummasının vereceği neşe, mutluluk ve heyecan, dünya hayatına ait herhangi bir konu için duyulacak üzüntüye üstün gelir.


ziyaretçinin IP adresini gösterir:54.162.96.196 ziyaretçinin tarayıcısının ne olduğunu gösterir: CCBot/2.0 (http://commoncrawl.org/faq/) ziyaretçinin hangi alt sayfada olduğunu gösterir: //hasanorenmaden.tr.gg/%26%23304%3BNKARCILARIN-ALLAH-h--A-KAR%26%23350%3BI-M-Ue-CADELE-%26%23304%3B%C7%26%23304%3BN-%C7ABA-HARCAMALARI-ALLAH-h--IN-YARATTI%26%23286%3BI-B%26%23304%3BR-MUC%26%23304%3BZED%26%23304%3BR-.-.htm alt sayfanın başlığını gösterir: ─░NKARCILARIN ALLAH' A KAR┼×I M├ťCADELE ─░├ç─░N ├çABA HARCAMALARI ALLAH' IN YARATTI─×I B─░R MUC─░ZED─░R. en son görülen web sitesinin alanını gösteren haneyi gösterir (für frame yönlendirmesi mevcut olan sayfalarda etkilidir: sayfanın bugünkü tıklanma sayısını gösterir: 15 sayfanın bugünkü ziyaretçi sayısını gösterir: 5 sayfanın toplam tıklanma sayısını gösterir: 287471 sayfanın toplam ziyaretçi sayısını gösterir: 106554 ziyaretçinin bulunduğu "ülke kodunu" gösterir. Almanya'da bulunan bir ziyaretçinin "ülke kodu" mesela "de"dir: us ziyaretçinin bulunduğu ülkenin büyük boy bir resmini gösterir.: us Copy and WIN : http://ow.ly/KNICZ