HOŞGELDİNİZ!.
Ceyhan Maden.

İMAN ETMEYENLER KENDİLERİNİ NASIL KANDIRIRLAR.

İman Etmeyenler Kendilerini Nasıl Kandırırlar


İnsanların büyük bir çoğunluğu, başta ölüm olmak üzere tüm gerçeklerden ve sorumluluklardan kaçabilmek için "kendi kendilerini kandırırlar". Oysa kendini kandırmak insanın kurtuluşu için bir çare değildir. Aksine insanı, sonu cehennemle bitecek bir yola, sonsuz bir azaba sürükler.

Yüce Rabbimiz, biz kullarına yol gösterici olarak indirdiği mübarek Kuran'da, insanın yaratılış amacını bildirmiştir. Bu amaç, insanın kendisini yaratan ve yaşatan Yüce Rabbimiz'e kulluk etmesidir. Allah bir Kuran ayetinde bu amacı şöyle haber verir:

“…insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56)

Buna rağmen bazı insanlar, bu var olma amacını unutarak, başka amaçlar edinebilmektedirler. Allah'ı razı etmek için yapmaları gereken ibadet ve güzel davranışlar hatırlatıldığındaysa, bu sorumluluktan kaçmak ya da hatalı olduklarını bildikleri halde vicdanlarını rahatlatmak için kendilerini türlü telkin ve bahanelerle kandırma yoluna giderler. Din ahlakını yaşamayan insanların birtakım gerçekleri göz ardı etmek ve bunun sonucunda kendilerini avutmak için kullandıkları bu sözde savunma yöntemlerinden bazıları şunlardır: 

Bazı insanlar, Allah'ın varlığını kabul eder, ancak kendi geliştirdikleri yanlış bir din anlayışına göre yaşarlar. Kuran'daki pek çok ayetle bu insanların Allah'ın varlığını bildikleri halde düşünmedikleri ve gerçekleri kavrayamadıkları haber verilmiştir. Bu ayetlerden biri şöyledir: 

“Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, Güneş'i ve Ay'ı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar?” (Ankebut Suresi, 61) 

Ayette bildirilen söz konusu insanların Allah'ın varlığını, her şeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri halde böyle sapmalarının nedeni ise, dünyaya karşı duydukları şiddetli tutkudur. Bu tutku sebebiyle farkına vardıkları gerçekleri göz ardı eder ve kendilerini çeşitli bahanelerle kandırırlar. Eğer bu konu hakkında samimi bir biçimde düşünecek olurlarsa, etraflarındaki düzeni mükemmel bir şekilde yaratan Allah'a kulluk etmeleri gerektiğini anlayacaklardır. Ancak onlar bundan kaçar ve sadece kendi nefislerinin istediği gibi yaşarlar. Eğer Allah'a samimi şekilde iman edecek olurlarsa, ahiretin varlığını da kavrayacaklarını ve ahiret için ciddi bir hazırlık yapmaları gerekeceğini bilirler. Böyle insanların bu noktada sığındığı batıl yöntem, düşünmemek ve vicdanlarını rahatlatacak bahaneler bularak açıkça gördükleri bu gerçekten kaçmaya çalışmaktır. 

Düşünmezlerse Sorumlu Olmayacaklarını Sanmaları 

Her insan, Allah'ın varlığını, yaratılış amacını, Allah’a nasıl kulluk etmesi gerektiğini düşünüp anlayabilecek bir bilince ve vicdana sahiptir. Bu nedenle dünyaya yönelik çıkarları olan konuları gayet iyi düşünebilen bir insanın ahirette "düşünemedim", "akledemedim" gibi mazeretler öne sürmesi -Allah'ın dilemesi dışında- kabul görmeyecektir. 

Her insanın, gerçekler üzerinde derin düşünmek ve gaflete kapılmamak için irade göstermesi şarttır. Her insan şeytan gibi bir düşmanının olduğunu unutmamalıdır. Şeytan insanların düşünmelerini ve böylece gerçekleri fark edip Allah'a yönelmelerini istemediği için mutlaka bunu engellemek isteyecektir. Bunun için de insana sinsice telkinlerde bulunmaya başlayacaktır. İşte bu konuda insanların en çok etkilendikleri telkinlerin başında, "düşünmeyince sorumluluklarından muaf olacakları yalanı" gelir. 

Ancak insanlar kendi kendilerine bu oyunu oynarlarken, kendilerine şah damarlarından daha yakın olan Allah, yaptıkları herşeyden, görmezlikten ve anlamazlıktan geldikleri her düşünceden haberdardır. Dolayısıyla Allah'a karşı olan sorumluluklarını görmekten kaçan insan, aslında kendi kurduğu tuzağa kendisi düşer; düşünmemekle sadece ve sadece kendisini kandırmış olur. Ahirete gittiğinde ise kaçtığı gerçekleri yaşayarak görür ve Allah'ın huzurunda hesap verirken samimiyetsiz mazeretlerin geçerli olmadığını açıkça anlar. Konuyla ilgili bir Kuran ayetinde Yüce Allah bu gerçeği şöyle bildirir: 

“Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.” (Rum Suresi, 57) 

İçinde Bulundukları Koşulların Uygun Olmadığını İleri Sürerek Kendilerini Kandırmaları 

“Müsait zamanlarının bulunmadığı ve şartların uygun olmadığı iddiası” din ahlakını yaşamaya samimi niyetleri olmayan insanların öne sürdükleri bahanelerden başlıcalarıdır. Oysa günlük yaşamları içinde insanlar pek çok işe rahatlıkla zaman ayırırlar. Özellikle bir çıkarları söz konusu olduğunda, gerekirse başka isteklerinden fedakârlık eder, ama yine de o iş için gereken zamanı ayarlarlar. Ancak bu kişilerin ibadetler konusunda aynı kararlılığı göstermedikleri görülür. 

Oysa Yüce Allah dünyada kendilerini kandırarak, öne sürdükleri mazeretlerin kabul edileceğini zanneden ve bu yüzden ibadetlerini yerine getirmeyen veya sürekli erteleyen insanların ahirette karşılaşacakları durumu bize şöyle bildirmiştir: 

“İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir. Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.” (Kıyamet Suresi, 13-15) 

Fiziksel Rahatsızlıklar Öne Sürerek Yüce Allah'a İbadet Etmemeleri 

İnsanların din ahlakını yaşamama konusunda öne sürdükleri mazeretlerden biri de, fiziki rahatsızlıklardır. Örneğin, Allah'a ibadette isteksiz olan bir kişi gerçekte hasta olmadığı halde, "hastayım, yorgunum" gibi bahanelerle kendisini ve çevresindekileri kandırma yoluna gider ve sorumluluklarını yerine getirmez. Oysa bu kişinin hiçbir hareketi, hiçbir düşüncesi Allah'tan gizli kalmaz. Aklından geçen her düşünce, kalbinde hissettikleri ve bilinçaltında gizli olanları Allah bilir. Kuran'da haber verildiği gibi "…Şüphesiz Allah sinelerin özünde saklı duranı bilendir." (Al-i İmran Suresi, 119) 

Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlar, bu samimiyetsizliklerinin karşılığını ise ahirette acı bir azap olarak alırlar. Çünkü Allah'ın emirlerini yerine getirmeme konusunda öne sürdükleri mazeretlerde samimiyetsizdirler. Gerçekten fiziksel bir rahatsızlıkları olsa bile, Kuran'da bu gibi durumlarla ilgili pek çok kolaylık tanınmıştır. Örneğin oruç tutmak, Allah'ın insanlara farz kıldığı ibadetlerden bir tanesidir. Dolayısıyla insanlar, Allah'ın bu hükmünü yerine getirmekle yükümlüdürler. İnsanların bu ibadeti yerine getiremeyecekleri durumları ise yine Allah ayetinde açıkça bildirmiştir: 

“(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara Suresi, 184) 

Bu ayette görüldüğü gibi, Allah yolcunun ve hastanın içinde bulundukları durumu hatırlatmış ve onlara oruç ibadetini yerine getirme konusunda kolaylık göstermiştir. Allah'ın bildirdiği din ahlakını yaşamak son derece kolaydır; Yüce Allah insanlar için din ahlakını yaşama konusunda hiçbir zorluk dilememiştir ve Kuran'da hiç kimseye gücünden fazlasını yüklemeyeceğini bildirmiştir: 

“Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.” (Mü'minun Suresi, 62) 

İbadetleri Sadece Yaşlılıkta Uygulamanın Yeterli Olacağına İnanmaları 

İbadetleri yerine getirmekten kaçınan kimseler, "henüz din ahlakına uygun yaşamak için çok erken olduğu, yapınca tam yapmak gerektiği, bunun içinse daha çok genç oldukları" gibi bozuk bir mantık geliştirebilirler. Bu kimseler vicdanlarını rahatlatmak için kendilerine "bir gün din ahlakının gereklerini mutlaka uygulayacakları" telkinini yaparlar. Oysa ölüm her an bu kişileri bulabilir ve insanın ibadetlerini yerine getirmeye vakti kalmayabilir. Ayrıca ömrünün belli bir bölümünün değil tamamının hesabını verecektir. Dolayısıyla bu konuda bir erteleme kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Peygamberimiz (sav) ahiret için yapılacak hazırlıkların ertelenmemesi konusunda bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: 

İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu. "Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap." (Kütübi Sitte / Fasıl: Emel ve Ecel Bölümü / Ravi: İbni Ömer) 

Nasıl Olsa Bağışlanırız" Düşüncesi 

Din ahlakını yaşamamak için geliştirilen sapkın inançlardan biri de, her ne kadar kusur ve hata işlemiş olurlarsa olsunlar, bazı insanların, kıyamet günü bağışlanacaklarını düşünmeleridir. Rabbimiz olan Allah sonsuz bağışlayıcıdır ancak bu, kusur işleyen ve bunun bilincine vardığında da hemen vazgeçen ve bunu devam ettirmeyen insanlar için geçerlidir. Bir ayette bu gerçek, şöyle bildirilir: 

“Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner.” (Furkan Suresi, 71) 

Çoğunluğun Doğru Yolda Olduğuna İnanma 

Kimi insanlar, "Bu kadar çok kişi böyle düşündüğüne ve böyle yaşadığına göre bir bildikleri vardır" ya da "Yanlış olsa bu kadar insan bu fikrin peşinden gider mi?" gibi yanlış mantıklarla din ahlakını yaşamamak için kendilerini kandırırlar. Oysaki çoğunluk tarafından uygulanması, yapılan bir davranışın meşru olduğunu göstermez. Ayette bu sır, müminlere haber verilmiş ve körü körüne çoğunluğun peşinden gitmemeleri konusunda uyarılmışlardır: 

“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle' yalan söylerler.” (Enam Suresi, 116) 

Cehenneme Belirli Sayıda İnsanın Gireceğini Zannetme 

Bazı insanlar, cehennemin dar ve kısıtlı bir mekan olduğunu ve buraya ancak belirli sayıda insanın sığabileceğini sanırlar. Oysa Kuran'da bize cehennemin sınırlı bir mekan olmadığı, aksine inkar edenlerin sayısı ne kadar çok olursa olsun, hepsini alacak ve hatta daha fazlasını dahi soracak kadar geniş bir yer olduğu haber verilmiştir: 

“O gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.” (Kaf Suresi, 30) 

İman Etmek İçin Mucize Görmeleri Gerektiğine İnanma 

Kimi insanların din ahlakı hakkında geliştirdikleri sapkın inançlardan biri de, iman etmek için doğaüstü bir olay görmeleri gerektiğini düşünmeleridir. Aslında bu kimseler, Allah'ın apaçık varlığını inkar edebilmek için bahane aramaktadırlar. Kuran'da onların bu taleplerinin samimiyetsiz olduğu şöyle haber verilmiştir: 

“Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah Katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?"” (En'am Suresi, 109) 

Kendini Cennete Layık Zannetme 

En çok kullanılan "vicdan rahatlatma" bahanelerinden biri, "kalp temizliğinin yeterli olacağı" açıklamasıdır. Kimi insanlar din ahlakını yaşamadıkları halde, kalplerindeki iyi niyet sebebiyle kendilerinin cennete layık olduklarına inanırlar. Kendilerince iyi insanlar olduklarını ve kimseye bir zararlarının olmadığını düşünürler. Kuran'da onların bu sapkın inançları şöyle haber verilmiştir: 

“Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun Katında benim için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun Biz, o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azabtan taddıracağız.” (Fussilet Suresi, 50) 

Sonuç: 

Din ahlakını yaşamamak için kendi kendini kandıran insanların unutmaması gereken önemli bir gerçek vardır: Kendini kandıran bir kişi, yazı boyunca verdiğimiz örneklerde olduğu gibi oyalanırken ve tam da dünyaya dalmışken bir anda canını teslim almaya gelen melekleri yanında bulabilir.

  • Melekler canını, bir ayette bildirildiği gibi, "ta en derinden acı ile sökerlerken" acaba aynı oyunu ve kandırmacayı sürdürebilecek midir? (Naziat Suresi, 1)
  • Kendilerini kandırarak, "Ne iyi ettim, dünyadaki hayatım boyunca yedim, içtim, gezdim, eğlendim, sorumluluklarımı, kulluk vazifemi göz ardı ettim, hiç düşünmedim" diyebilecek midir?


Kuşkusuz ki hayır. Bu, o an en gafil insanın bile aklından geçiremeyeceği bir düşüncedir. Tam tersine tarifsiz bir korku, dehşet ve panik yaşayacaktır. Ama bu daha başlangıçtır, cehennemin kapılarından içeri girdiğinde bu korku ve pişmanlık dayanılmaz boyutlara varacak, ruhu sonsuz bir yıkıma uğrayacaktır. Bu nedenle kullarına karşı sonsuz rahmet sahibi olan Yüce Allah’ın varlığını inkar edip, nefsani isteklerine uyarak, birtakım sapkın inançlar ve bahaneler geliştiren insanlar, bağışlanma dilemedikleri takdirde, bu dünyada mutluluğu yaşayamayacakları gibi, ahirette de sonsuz bir azabla karşılaşabileceklerini unutmamalıdırlar. Kuran ahlakını öğrendikten sonra Allah'ın davetine uyup samimi şekilde tevbe eden ve Kuran ahlakına tabi olanlarsa, hem dünya hayatında hem de ahirette Allah'ın izniyle kurtuluşa ereceklerdir: 

“Rableri Katında dileyecekleri herşey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür. Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.” (Zümer Suresi, 34-35) 

Dünya Hayatına Tutkuyla Bağlananların Kaçış Yöntemleri 

Yüce Allah, Kuran'ı tüm insanlara yol gösterici bir kitap olarak göndermiştir. Kıyamete kadar tüm insanlar, Kuran'da bildirilen emirleri yerine getirmekle, ibadetleri uygulamakla yükümlü tutulmuşlardır. Allah'ın Kuran'da istisna olarak bildirdiği durumlar dışında her insan ibadetleri yerine getirip getirmediği konusunda din günü hesap verecektir. Bu açık gerçeğe rağmen, din ahlakına göre yaşamayan insanlar, sürekli olarak içinde bulundukları şartları bahane eder ve Allah'a olan sorumluluklarını göz ardı ederler. Din ahlakını yaşamaya samimi niyetleri olmadığı için çeşitli konuları ibadetlerini yerine getirmelerine engel olarak göstermeye çalışırlar.


ziyaretçinin IP adresini gösterir:54.147.212.173 ziyaretçinin tarayıcısının ne olduğunu gösterir: CCBot/2.0 (http://commoncrawl.org/faq/) ziyaretçinin hangi alt sayfada olduğunu gösterir: //hasanorenmaden.tr.gg/%26%23304%3BMAN-ETMEYENLER-KEND%26%23304%3BLER%26%23304%3BN%26%23304%3B-NASIL-KANDIRIRLAR-.-.htm alt sayfanın başlığını gösterir: İMAN ETMEYENLER KENDİLERİNİ NASIL KANDIRIRLAR. en son görülen web sitesinin alanını gösteren haneyi gösterir (für frame yönlendirmesi mevcut olan sayfalarda etkilidir: sayfanın bugünkü tıklanma sayısını gösterir: 33 sayfanın bugünkü ziyaretçi sayısını gösterir: 21 sayfanın toplam tıklanma sayısını gösterir: 256138 sayfanın toplam ziyaretçi sayısını gösterir: 93246 ziyaretçinin bulunduğu "ülke kodunu" gösterir. Almanya'da bulunan bir ziyaretçinin "ülke kodu" mesela "de"dir: us ziyaretçinin bulunduğu ülkenin büyük boy bir resmini gösterir.: us Copy and WIN : http://ow.ly/KNICZ