HOŞGELDİNİZ!.
Ceyhan Maden.

İMAN ETMEYENLER DÜNYA HAYATINDAKİ TÜM ZEVKLERİ NASIL YOK EDERLER.

İman Etmeyenler Dünya Hayatındaki Tüm Zevkleri Nasıl Yok Ederler?


Dünya hayatı, insan nefsinin hoşuna gidecek nimetlerle yaratılmıştır. Allah, Kuran'da bu konuyu, "Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür." (İbrahim Suresi, 32–34) ayetleriyle haber vermiştir. Ayrıca Rabbimiz, Kuran'da, kendilerine verilen tüm bu nimetlerin, Rabbimiz’den geldiğini bilen ve O'na karşı şükredici davranan kullarına, bu nimetleri daha da artıracağını vadetmiştir. Her biri birbirinden güzel olan bu nimetlere karşı nankörlük edenler için ise, Allah tüm bunları birer azap vesilesine dönüştüreceğini bildirmektedir. Bir Kuran ayetinde, iman etmeyen insanların dünya hayatında başlayan sıkıntı ve azap dolu yaşamları ve ahirette görecekleri karşılık şöyle haber verilmiştir:

"...Siz dünya hayatınızda bütün güzelliklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız..." (Ahkaf Suresi, 20) 

İnkar Edenlerin Dünya Hayatında Yitirdikleri Zevkler 

Geçmişten bugüne yaşadıklarınızı hızlıca bir gözden geçirdiğinizde, karşınıza çıkan insanların bazılarının, ortak bir özelliğe sahip olduklarını fark edersiniz: Genç ya da yaşlı, zengin ya da fakir olsun, insanların bir kısmı, yaşadıkları hayattan yakınmayı yaşamlarının önemli bir parçası haline getirmişlerdir. Hemen her olay hakkında, şikayet edecek, hoşnutsuzluklarını dile getirecek bir konu bulurlar. Karşılaştıkları bir olayın, yüz tane, güzel, sevinç duyulacak, zevk alınacak yönü varsa, onlar bunları görüp bunlarla mutlu olmaktansa, birkaç kusurlu detaya takılıp bunların sıkıntısını yaşarlar. Bu anlayış, onlarda öylesine yerleşik bir alışkanlık haline gelmiştir ki daha bir olayı yaşamadan, karşılarına çıkabilecek muhtemel pürüzleri düşünüp bu hayali sıkıntılar nedeniyle mutsuz olabilirler. 

Bu olumsuz ruh halinin nedeni söz konusu kişilerin Kuran'da Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamıyor olmalarıdır. Bu ise, onların dünyadaki birçok nimetten zevk alamalarına engel olur. Bazı insanların farkında olduğu, bazılarının ise farkına bile varmadan hayatına devam ettiği, ama aslında yaşamlarını büyük bir azaba dönüştüren bu durum, hem maddi hem de manevi zevklerin kaybıyla sonuçlanır. 

Dünyada Tüketip Yok Ettikleri En Büyük Zevklerden Biri Sevgidir 

Her insan, "yakın bir dost" arayışı içerisindedir. Mutluluklarını paylaşacak, zor anlarında kendisine destek olacak, çözümsüz kaldığı konularda çözüm yolları gösterecek, kendisini kayıtsız şartsız sevecek, sadakat gösterecek, koruyup kollayacak, hatalarına şefkatle yaklaşacak, sağlığında olduğu kadar hastalıklarında ya da yaşlılığında da kendisini yalnız bırakmayacak insanlar arar. Ancak, bu özelliklerin tümünü gösterebilecek kişilere çok zor rastlayabileceğini bildiği için de "tek bir yakın dost"unun olmasına da razı olur. 

Gerçek dost olmanın şartı, o kişinin dünyada ve ahirette mutlu olmasını hedeflemektir. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup, ona eksik olan yönlerini anlatmak, bunları telafi etmesinin yollarını göstermek de önemli bir dostluk vasfıdır. Bazı insanlar, çoğu zaman bunu aleyhte bir tavır olarak algılarlar. Oysa, yakın bir dostuna uygun bir şekilde hatasını söylemek ancak gerçekten seven ve gerçekten dost olan bir insanın sergileyebileceği bir davranıştır. Rekabet gözüyle bakan, haset eden insanlar, mecbur kalmadıkça başkalarına hatalarını söylemezler. Çünkü, başkalarının kendilerinden iyi olmasını istemezler. Bunun yerine "Çok iyisin.", "Hep böyle kal.", "Seni böyle, olduğun gibi seviyoruz." gibi sözler söyleyerek samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar. "Gerçek dost" olabilmek için bir insanı, "gerçekten sevilecek özellikleri için sevebilmek" gereklidir. Bunlar, bir kişinin "Allah korkusu, imanı, samimiyeti ve güzel ahlakı"dır. Bu değerler üzerine kurulan dostluklar, gerçek dostluktur ve kalıcıdır. 

Din Ahlakı Üzerine Kurulmayan Dostluklar Geçicidir 

Din ahlakına göre yaşamayan insanlar, tüm isteklerine rağmen, çoğu zaman gerçek bir yakın dost bulamazlar. Birçok insanın bu konudaki "Çok yalnızım.", "Tek bir dostum bile yok.", "Hepsi zor günümde yalnız bıraktılar, meğer hepsi de iyi gün dostuymuş." gibi sözlerine sık sık rastlanır. Din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda, insanların, zenginlik, güzellik, itibar, makam ya da sosyal statü gibi değerlere göre kurdukları dostluklar, genellikle uzun süreli olmaz. Çünkü, dostluğun dayandığı bu değerlerde bir değişiklik olduğu anda, dostluk da biter. 

Örneğin iman etmeyen bir insan, çok güzel, gösterişli ve zengin olduğu için arkadaşlık kurduğu bir kişinin, bir anda bir kaza sonucu tanınmayacak kadar değişime uğramış ve aynı zamanda da bakıma muhtaç, aciz bir konuma gelmesiyle birlikte bu kişiye olan tüm ilgisini, yakınlığını kaybedebilir. Bu dostluk ve yakınlık, kişilerin Allah korkuları, imanları ve güzel ahlakları üzerine kurulmuş olsa, fiziki değişiklikler bu dostluğa etki edemeyecektir. Aksine, acizlikler içerisindeki bu insana daha da fazla şefkat ve merhamet duyulacaktır. 

Kendilerini Her Ortamda Güvensiz Hissederler 

İman etmeyen insanlar, başkalarına gösterdikleri bu vefasız tavırların zorluğunu, kendileri de çekerler. Kendileri de yaşamları süresince, birtakım maddi manevi, iniş ve çıkışlar yaşarlar. Güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, sahip oldukları malları veya zenginliklerini yitirebilirler. Öncesinde, gerçek dost zannettikleri insanların, yaşlılıklarında, düşkün hale geldiklerinde, kendilerine değer vermediklerini görürler. Dolayısıyla da, bilirler ki, iyi günlerinde çok candan, çok yakın davranan, birbirlerine ölümüne sadakat sözleri veren bu insanlar, her an birbirleriyle konuşmayacak ve hatta birbirlerini tanımazlıktan gelecek kadar uzak bir tavra bürünebilirler. 

Tüm bu sebepler dolayısıyla, Kuran ahlakını yaşamayan insanların, birbirlerinde olan kötü ahlak özelliklerini bilerek gerçek anlamda sevgi, saygı duyabilmeleri ve güvenebilmeleri de imkansızdır. Bir kişinin yalan söylediğini, ikiyüzlü ve yapmacık bir tavır içerisinde olduğunu bilip, çıkarları için başkalarını kullandığını görüp de bu kişiye karşı içten bir sevgi ve saygı duyulması mümkün değildir. İnsan, -her ne kadar dostum, yakınım dese de- bu kişinin, başkalarına olduğu gibi, kendisine karşı da aynı yaklaşım içerisinde olabileceğini bilir. Birbirlerinin bu gibi özelliklerini çok iyi bilmelerinden dolayı, iman etmeyen insanlar ancak sahte dostluklar kurabilirler. 

Kuran ahlakının hakim olduğu bir ortamda ise, bunların hiçbiri yaşanmaz. Çünkü Allah korkusu ve iman, insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duymalarını sağlar. Tüm ömürleri boyunca güvenilir insanlarla birlikte olmanın huzurunu yaşayan Müslümanların kurduğu dostluklar, dünya hayatında başlar ve sonsuza kadar kalacakları ahiret yurdunda devam eder. Nitekim Rabbimiz, Kuran'da bize bu gerçeği bildirmiş, müminlerin tüm yaşamları boyunca birbirlerinden sorumlu olduklarını ve birbirlerinin hayrı için çalıştıklarını haber vermiştir. (Tevbe Suresi, 71) 

Güzel Ahlak Göstermenin Zevkini Yitirmişlerdir 

Her insan;

 

  • Çevresindeki insanların kendisine iyi ve güzel davranışlarda bulunmasını ister. 
     
  • Kusurları olduğunda hoşgörülü davranılmasını, bir sorun olduğunda en adil şekilde karar verilmesini, ne kadar kibirli bir tavır içerisinde olsa da kendisine tevazuyla yaklaşılmasını arzu eder. 
     
  • Tahammül edilmesi ne kadar zor bir tavır içerisinde olursa olsun, kendisine sabır gösterilmesini, ihtiyaç içerisinde olduğunda fedakarlık yapılmasını, ne kadar çok olursa olsun hatalarının her seferinde affedilmesini, hep sevgiyle yaklaşılmasını bekler.


Böyle bir ahlak göremediğinde de, bu durumdan son derece rahatsız olur. Konuşmalarında hep bu durumdan yakınır, "insanlığın öldüğü"nden, toplumdaki yozlaşmadan, kimsenin kendisinden başkasını düşünmediğinden, maddiyatçı dünyanın insanları, insani duygulardan uzaklaştırdığından bahseder. Ne var ki bütün bu taleplerine rağmen birçok insan, böyle bir ahlakı yaşama yönünde bir çaba göstermez. Hem "Bana iyilik yapılsın, ama ben sadece kendimi düşüneyim." ya da "Bana zarar geleceğine başkasına gelsin." benzeri bencil düşünceleri, hem gururları, hem de bazı cahilce inançları nedeniyle güzel ahlakı yaşamaktan kaçınırlar. Bu durumun temelinde ise, Allah korkuları olmadığı için vicdanlarının sesine göre değil, çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri yatmaktadır. Bu çarpık düşüncelerin onlara getirdiği zarar ise çok büyüktür. Her ne kadar bencil, hoşgörüsüz ya da adaletsiz davrandıklarında küçük dünyevi çıkarlar sağlıyor gibi görünseler de aslında yaşadıkları bu kötü ahlak ruhlarında çok derin bir tahribat oluşturur. 

Ruhen Yaşadıkları Tahribat Örnekleri Nelerdir? 

Her vicdanlarına her aykırı hareket ettiklerinde, bu, onların içlerinin daha da kararmasına, ruhlarında daha büyük boşluklar, maneviyatlarında daha büyük kayıplar oluşmasına neden olur. Gün boyunca yüzlerce defa güzel davranabilecekleri olaylarla karşı karşıya gelirler. Ne var ki, bu fırsatları sürekli olarak vicdansızca değerlendirmeleri onları duyarsızlaştırır. Artık hiçbir şeyden etkilenmeyen, vicdanlarında en ufak bir kıpırtı dahi hissetmeden her türlü yanlış tavrı rahatlıkla yapabilecek insanlar haline gelirler. 

Hem hiç emek vermemek hem de güzel bir dünyada, güzel bir hayat yaşamak isterler. Oysa emek vermeden hiçbir güzellik ortaya çıkmaz. Allah'ın bir Kuran ayetinde "İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz..."(Fussilet Suresi, 49) şeklinde buyurduğu gibi, kendileri için hep herşeyin en iyisini, en fazlasını isterler. Güzel ahlak gösterip bunun için çaba harcamaları söz konusu olduğunda ise, "Ben böyleyim", "Bu yaştan sonra değişemem ki", "Benim kişiliğim böyle, yapım böyle" gibi sözler sarf ederler. Halbuki bu durum ne yapılarından ne de yaşlarından kaynaklanmaktadır. Bu sadece, hiç emek vermeden nefisleri nasıl istiyorsa öyle davranmalarından dolayıdır. 

İnsan, ancak emek harcadığında, doğru olanı yapmak için irade gösterdiğinde ortaya güzel bir tavır çıkar. Fakat iman etmeyen insanlar nefislerini eğitmek, irade kullanmak için bir sebep bulamazlar. Ahirete inanmadıkları ve hesap gününde sorguya çekileceklerine ihtimal vermedikleri için "Neden nefsime uymayayım?", "Neden içimden geldiği gibi davranmayayım?" diye düşünürler. Oysa bu insanlar yanılgıdadırlar ve vicdanlarını kullanmadan yaptıkları her tavrın hesabını ahirette vereceklerdir. 

Bu kişiler ayrıca, güzel ahlakın dünyada insana yaşattığı derin zevkten de mahrum kalmaktadırlar. Güzel ahlak, ruhta -hiçbir maddi menfaatle kıyaslanmayacak şiddette- yoğun bir heyecan ve coşku meydana getirir. Bu zevki tatmayan insanların, bunu anlayabilmeleri mümkün değildir. Söz konusu zevk, iman etmeyen insanların ruhunda oluşan boşluğun tam zıttı bir heyecandır. Vicdana uymanın verdiği bu huzur ve coşkuyu, hiçbir dünyevi menfaatte bulabilmek mümkün değildir. 

Zorlu Ortamlarda Yaşamak Zorundadırlar 

İman etmeyen insanların egoist karakterleri çok karanlık bir dünyada yaşamalarına neden olur. Çünkü, herkesin aynı şekilde kötü ahlakı benimsediği bir dünyada, fedakarlık yapacak, hoşgörülü davranacak, alttan alıp bağışlayacak, hatalara karşı merhametle, sevgiyle yaklaşacak hiç kimse kalmamış olur. Dolayısıyla, barıştan, kardeşlikten, sükunetten uzak, kaosun ve kargaşanın hakim olduğu bir ortamda yaşamaya mahkum olurlar. Fedakarlığın zevkini alamadıkları için, bencilliğin getirdiği vicdan azabını yaşarlar. Yumuşak başlılığın, güzel söz söylemenin, alttan almanın güzelliğini tadamadıkları için, kavga, tartışma ve çekişme ortamlarının sıkıntısını çekerler. Sinirlenmenin, bağırıp çağırmanın, vurup kırmanın hem manevi hem de fiziksel azabını tadarlar. 

Kuran ahlakından uzak insanlar, sürekli olarak "laf dokundurulan", alaycı üsluplarla konuşulan, öfkeli sözlerin söylendiği, kin ve intikam duygularının yaşandığı zorlu ortamlarda yaşarlar. Tevazu göstermenin kolaylığını yaşayamadıkları için, gururun ve enaniyetin ruha verdiği katılığı, sertliği ve kasveti tadarlar. Gözleri hep daha fazlasında olduğu için, kanaatkar ve şükredici olmanın ruha verdiği manevi tatmin hissinden habersiz yaşar ve hırs dolu tutkunun zorluğuna dayanmak zorunda kalırlar. Çevrelerindeki insanların da sürekli olarak bu ahlakı göstermeleri onlar için ayrı bir üzüntü ve sıkıntı vesilesi haline gelir. Hayatlarını, dünyanın imkanlarını en iyi şekilde kullanarak güzel bir hayat sürme amacı üzerine kurmuş olan bu insanlar için, böylesine karanlık bir yaşam elbette büyük bir hayal kırıklığıdır. 

Sonuç: Dünya ve Ahirette Güzel Bir Yaşama Ulaşmanın Tek Yolu İmandır 

Unutulmamalıdır ki, dünya hayatında tüm zevklerini tüketen kimseler, bu karanlık yaşamı kendileri seçmişlerdir. Allah'a iman edip hem dünyada hem de ahirette tüm zevkleri olabilecek en güzel şekilde yaşamak varken, onlar sadece dünyadaki birtakım geçici maddi zevklere razı olmuşlardır. Güzel ahlak gösterebilmek kendi ellerindeyken, vicdanları ile nefislerine uymak arasında bir seçim yapmış ve tercihlerini nefislerinin isteklerini tatmin etmekten yana kullanmışlardır. Ancak, din ahlakının tüm dünyaya hakim olmaya başlaması, dolayısıyla günümüzde, vicdanlı ve samimi insanların sayısının her gün artıyor olması, Allah’ın izniyle bu kaos ortamını bilerek veya bilmeyerek yaşayan insanların da doğruyu bulmalarına yardımcı olacaktır. Rabbimiz, müminlerin üstün ahlakını ve Allah Katında alacakları güzel karşılığı bir ayette şöyle bildirmiştir: 

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte, Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. fiüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 71) 

Dünyanın dört bir yanı, saymakla bitirilemeyecek güzelliklerle doludur. Ancak birçok insan, bu güzelliklerin farkında bile değildir. Kendi dertlerine, sıkıntılarına gömülmüş, bunların ağırlığından etraflarında olup biten, sevinç duyulacak, keyif alınacak olayları, güzellikleri göremeyecek hale gelmişlerdir. Oysa gerçekte dünya hayatı, söz konusu kişilerin tanımladıkları ve yaşadıkları şekilde olmak zorunda değildir. Elbette dünya hayatı pek çok eksiklikle, insanlar da pek çok acizlikle birlikte yaratılmıştır. Ama bu eksiklikler ve acizliklere karşı koymanın yolu "yaşam kavgası vermek" değildir. Allah, insanlara çözümü Kuran ile bildirmiştir. 

Çözüm, sadece iman etmektedir. 

Bir kişi, belki şu ana kadar hep karamsar ruh haliyle çevresindeki güzellikleri hiç düşünmemiş, tüm bunları insanların rahatı, huzuru ve mutluluğu için yaratanın Allah olduğunu görüp, O'na samimiyetle şükretmesi gerektiğini anlayamamış olabilir. Yıllarca gafil bir yaşam sürmüş de olsa, içinde bulunduğu yanılgıya samimiyetle kanaat getirdiyse, artık geçmişteki bu bakış açısının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, bundan sonraki yaşamında Rabbimiz’e sevgiyle, samimiyetle bağlanması, Allah'a içtenlikle teslim olup O'nun verdiği tüm bu nimetlere karşı, O'nun hoşnutluğunu kazanacak şekilde bir yaşam sürmeye karar vermesidir.


ziyaretçinin IP adresini gösterir:54.161.149.30 ziyaretçinin tarayıcısının ne olduğunu gösterir: CCBot/2.0 (http://commoncrawl.org/faq/) ziyaretçinin hangi alt sayfada olduğunu gösterir: //hasanorenmaden.tr.gg/%26%23304%3BMAN-ETMEYENLER-D-Ue-NYA-HAYATINDAK%26%23304%3B-T-Ue-M-ZEVKLER%26%23304%3B-NASIL-YOK-EDERLER-.-.htm alt sayfanın başlığını gösterir: Ä°MAN ETMEYENLER DÜNYA HAYATINDAKÄ° TÜM ZEVKLERÄ° NASIL YOK EDERLER. en son görülen web sitesinin alanını gösteren haneyi gösterir (für frame yönlendirmesi mevcut olan sayfalarda etkilidir: sayfanın bugünkü tıklanma sayısını gösterir: 248 sayfanın bugünkü ziyaretçi sayısını gösterir: 50 sayfanın toplam tıklanma sayısını gösterir: 252206 sayfanın toplam ziyaretçi sayısını gösterir: 91460 ziyaretçinin bulunduğu "ülke kodunu" gösterir. Almanya'da bulunan bir ziyaretçinin "ülke kodu" mesela "de"dir: us ziyaretçinin bulunduğu ülkenin büyük boy bir resmini gösterir.: us Copy and WIN : http://ow.ly/KNICZ